Dalakçı Web sitesi

KONUK SAYFASI


Anasayfa
Videolar
Rehber Kayıt
Görüşler
Yenilendi
Haberler
Amacımız
Bizler
Yarenlik
DAL-DER
Köyümüz
Muzik
Şiirler
Dalakcı Sohbet
Anı / Denemeler
Oyun
Kurum ve kuruluşlar
Sağlık

 

 

Görüşlerinizi aşağıdaki forma ekleyebilirsiniz * olan bölümler mutlaka doldurulmalı :

* Soyisminiz:
* İsminiz:
  Şehir veya Ülke:
* e-Mail:
 varsa Web siteniz:

UYARIYI

Köyüme, Köylüme, eşime, dostuma selam göndermek istiyorum diyorsanız. Anlatacak gülmeceleriniz veya Sayfamız hakkında önerileriniz varsa bu bölümü kullanınız. Lütfen isim ve e-Mail adresi yazmayı unutmayınız. Hiç kimsenin bir başkasını rencide etmemesi ümidi ile.

Rumuzla Yazılan yazılar, Kişi haklarına saldırı sayılabilecek tüm yazılar en kısa zamanda silinir

Mesajınız / Görüşünüz:

                

 


N0.: 176  Tarih:  04.01.2010   Saat:   17:08
Kaleme alan:  Hakan , BOZDAĞ

Katıldığı şehir veya ülke:  Keçiören - ANKARA
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

Funda ve Orhan çiftini tebrik eder,Dalakcının yeni ferdi EFEHAN BEKİR'e yaşamı boyunca mutluluk ve saglık dilerim..Allah analı babalı büyütsün inşallah

N0.: 177  Tarih:  04.01.2010   Saat:   10:43
Kaleme alan:  Tacettin , Sapmaz

Katıldığı şehir veya ülke:  Çankırı
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

Sevgili Yiğenim ailemizin yeni üyesi EFEHAN BEKİR KÖKSAL

Aramıza hoş geldin


Bahtın açık, yüzün daim ak olsun..........


Funda - Orhan Allah analı babalı büyütsün...




Şeyh EDEBALİ'den Osman Gazi'ye Nasihat

“Ey Oğul!

Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana... Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..

Ey Oğul!

Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize va’dedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.

Oğul!

Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.

İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir...

Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.

Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözüpek) derler.

En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlı’yı 600 sene yaşatmıştır.) İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..

Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı... Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..

Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.

Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın...”






N0.: 178  Tarih:  03.01.2010   Saat:   21:04
Kaleme alan:  ali , Köksal

Katıldığı şehir veya ülke:  
» e-Mail adresi »
Internet sitesi


Her şey 1991 yılı başında ABD'nin Körfez saldırısıyla başladı.

ABD, Bağdat'a yürümedi.

Bunun yerine Irak'ın kuzeyinde bir Kürt isyanı kışkırttı.

Arkasından, Irak Ordusunun 36.
enlemin kuzeyine geçmesini önleyerek buradaki
Kürt oluşumunu güvence altına aldı.

ABD'nin planı şuydu:
Önce Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti kurmak
ve
sağlamlaştırmak, sonra Irak'ı tümüyle işgal etmek.

Kuzey Irak'taki yeni devleti Türkiye'nin güneydoğusu,
Suriye'nin doğusu ve İran'ın batısından koparacağı parçalarla birleştirerek
Büyük Kürdistan'ı,
yani
ikinci İsrail'i kurmak.

Bu projenin ismini biliyorsunuz:
Büyük Ortadoğu Projesi
(Cumhurbaşkanı ve Başbakanımız bu projenin resmi eş başkanlarıdır)

Türkiye'deki bütün hükümetler,
İncirlik'e yerleşen Çekiç Güç'ün görev süresini uzatarak
ABD'nin Kuzey Irak'taki Kürt oluşumunu desteklemesine yardımcı oldular.

TSK,
bu süreçte
Kuzey Irak'taki oluşum üzerinden
Türkiye'nin bölünme tehlikesini erken algıladı
ve
ABD ile karşı karşıya gelinmesinin kaçınılmaz olduğunu da farketti.

İlk Olay:
Torumtay'ın istifası

Özal'ın,
"kuzeyden Irak'a girme"
emrini uygulamamak için
Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay
istifa etti.

Böylece TSK,
Amerikan planlarında rol almaya direneceğinin ilk işaretini vermiş oldu.

O andan itibaren TSK'ya karşı ABD
"tetik" düşürmeye karar verdi.

"Ergenekon"
tertibinin planlanmaya başlanması,
o zamandır.

Sovyet tehditine karşı kurulmuş olan
Özel Harp Dairesi
(ÖHD) Amerikan güdümündedir
ve
Sovyetler yıkıldığı için tehlike ortadan kalkmıştır.

Şimdi tehdit, Kuzey Irak'taki ABD varlığından gelmektedir,
dolayısıyla,
"ABD güdümündeki"
ÖHD, "ABD'den gelen bir tehdide karşı"
kullanılamaz.

Geçmişteki kontrgerilla eleştirileri TSK'da zaten belli bir rahatsızlık yaratmıştı.

Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş,
ÖHD'i yeniden örgütledi,
ismini Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) olarak değiştirdi.

Yıl 1991.
ÖKK'nın PKK'yı hedef alması ve Kuzey Irak'ta kurulan devlete karşı tavır alması,
Amerikan denetiminden kurtulma çabasının başlangıcıdır.

"Tugay" düzeyindeki ÖKK, "tümen" düzeyine çıkarıldı.

Ankara'da ÖKK için yeni bir eğitim tesisi yapımına başlandı ama ABD bundan çok rahatsız oldu,
"kullandığı" pek çok kişi aracılığıyla,
tesis inşaatında yolsuzluk yapıldığı iddiasıyla mesnetsiz davalar açılmasını sağladı,
ÖKK eğitim tesislerinin yapılmasını uzun süre felce uğrattı.

ABD'nin Kuzey Irak'taki planlarını bozan bir planı uygulamakta olan Org. Eşref Bitlis,
Amerikan Çekiç Güç helikopterlerinin PKK'ya silah ve malzeme attığını saptadı ve bunu bildirdi.

Org. Eşref Bitlis, Jandarma Genel Komutanı olarak,
Amerika'nın Türkiye'nin toprak bütünlüğünü hedef aldığını gördüğü, bu tehlikeyi önlemek amaçlı,
savunmaya yönelik bir strateji geliştirdiği için Amerika tarafından derhal "hedef"e seçildi.

Org. Bitlis helikopterle Kuzey Irak'a giderken,
bu yolculuk önceden ABD'ye haber verilmiş olmasına rağmen
iki Amerikan savaş jeti yakın uçuş yaparak oluşturdukları vakumla helikopteri düşürmeye çalıştılar
ama deneyimli helikopter pilotunun dalış manevrasıyla bu girişim sonuç vermedi.

Bu saldırıdan hemen sonra telsizle Amerikalılara
helikopterde orgeneralimiz olduğu tekrar bildirildi ama Amerikan savaş jetleri saldırıyı tekrarladılar.

Helikopter pilotu büyük bir çabayla yeniden dağların arasındaki derin vadilere dalarak kurtulmayı başardı.

CIA tarihinin en önemli suikastlarından birisi
17 Şubat 1993 günü gerçekleşti:

Uçağına yapılan sabotaj sonucunda
Org. Bitlis şehit edildi.

Ağustos 1994'de Genelkurmay Başkanı olan İsmail Hakkı Karadayı döneminde
Eşref Bitlis Planı "uygulandı" ve Kuzey Irak'a Çelik Harekatı yapıldı.

35 bin Mehmetçik Mart 1995'de Kuzey Irak'a girdi.

Kuzey Irak'a giren TSK,
ABD'nin "egemenlik alanı"na da girmiş oldu.

Bölge ABD ordusunun işgali altındaydı.

ABD'nin Foreign Affairs, Foreign Reports,
Mediterranean Quarterly ve Joint Forces Quarterly gibi "yarı-resmi" organlarında
"Türk komutanlar hizadan çıktı",
"Türk Ordusu ABD-Türkiye ilişkilerini bozuyor"
türünden görüşlere yer vermeye başladılar.

Çelik Harekatı öncesinde CIA'nın Moskova İstasyon Şefinin CNN televizyonunda Türkiye'nin
'"karışacağını" dünyaya şöyle ilan etti:
"Önümüzdeki dönemde dünyanın en çok karışacak ülkesi Türkiye'dir.
Şu anda Türkiye, gizli servislerin gündeminde ilk sıraya yerleşmiştir."

Gazi Mahallesi olaylarından birkaç gün önce,
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Holbrooke,
Türkiye'nin Kuzey Irak sınırında yaptığı yığınağı durdurmak istediklerini şu "ifadelerle" belirtti:

"Kuzey Irak sınırına asker yığıyorsunuz.
Önümüzdeki günlerde terör olaylarının artma ihtimali var.
Oraya yapacağınız bir harekatta dikkatli olmanızı tavsiye ederim"


CIA Şefinin ve Holbrook'un

"haber verdiği gibi",12 Mart 1995 gecesi İstanbul'da Gazi Mahallesi olayları başladı.

TSK bu tehditi önemsemedi ve Çelik Harekatı yapıldı.

NATO tarafından, üye ülkeleri komünizmden korumak için kurulan kontrgerilla
(diğer adları Gladio ve SÜPER NATO) örgütleri,
İtalyan savcının ispatladığı gibi, CIA tarafından yönetiliyordu
ve
esas görevleri bu ülkelerdeki hükümetlerin ABD kontrolünden çıkmalarını önlemekti.

Türkiye'de ÖHD de kontrgerilla ile bağlantılıydı.

1991 yılında Özel Harp Dairesi'nin Özel Kuvvetler Komutanlığına
(ÖKK) dönüştürülmesi aslında bir "ulusallaştırmaydı".

ABD bu kuruluştan dışlanıyor ve hedef,
Kuzey Irak'tan yöneltilen tehdite karşı mücadele olarak tanımlanıyordu.

ABD,
"kontrgerilla yapılanmasında
TSK yerine polisi koyma"
denemesine girişti.

1973'den beri İçişleri Bakanlığı içinde örgütlenen
"İslamcı Cunta", artık "Fethullahçı Gladio"
olarak kontrgerilla içinde TSK'dan boşalan yeri alıyordu.
“Fethullahçı Gladio”nun ilk büyük organizasyonu da 1995 Gazi olaylarıdır.

ABD ordusu, özellikle Çekiç Güç,
Irak'ın kuzeyinde 7500 "CIA Peşmergesi"nden oluşan bir askeri güç örgütlemişti.

Eylül 1996'da, Eşref Bitlis Planı gereğince Barzani,
Türk Genelkurmayının yönlendirmesi sonucu
Saddam yönetimiyle işbirliği yaparak CIA Peşmergelerini dağıttı.

200'e yakın ölü veren CIA Peşmergeleri,
ABD tarafından Guam Adası'na taşındı.

ABD kaynakları, bu harekatı
"ABD'nin Vietnam'dan sonraki en büyük yenilgisi"
olarak değerlendirdi.

Bu harekattan 20 gün önce bir tuğgeneral, Aydınlık dergisine bir demeç vererek
Eşref Bitlis'in uçağının ABD'ye bağlı Gladio görevlileri tarafından düşürüldüğünü açıkladı
ve dergi de 25 Ağustos 1996 tarihli sayısında bu haberi yayınladı.

TSK, Çelik Harekatını Başbakan Çiller'e haber vermeden gerçekleştirmişti
çünkü Çiller'in ABD'ye "örgütsel" bağlılığı TSK tarafından biliniyordu.

28 Şubat harekatının en önemli başarısı,
Fethullah Hocaya indirdiği darbe oldu.

Fethullah Hoca kaçıp ABD'ye yerleşti.

Mayıs 1997 YAŞ toplantısında
"160 subayın irtica bağlantısı nedeniyle ordudan atılması",
başbakan Erbakan'a onaylaması için "
dayatıldı".

Bu uygulama, ordu içindeki Gladio'yu,
yani
ABD görevlilerini temizlemek anlamına geliyordu
çünkü kontrgerilla,
artık “Fethullahçı Gladio”ydu.

28 Şubat kadrosu içinde
"ABD'nin Truva Atı"
olan bir de general vardı:

Çevik Bir.

Çevik Paşa da hemen sonra TSK tarafından sessizce tasfiye edildi
ve sadece bu nedenle bile, "İrtica", 2002 yılı sonuna kadar iktidara el koyamadı.

1994-1998 arasında genelkurmay başkanı olan
Org. Karadayı şunları yaptı:

ABD ve NATO yuvalanmasını,
yani kontrgerillayı genelkurmay karargahından çıkardı.

Özel Kuvvetlerin ulusal amaçlar için kullanılmasına yönelik önlemleri geliştirdi.

Özel Harp subaylarımızın Çin'in Uygur bölgesinde
ve Çeçenistan'da "kullanılmasına" engel oldu.

1998 yılında genelkurmay başkanı olan Org. Kıvrıkoğlu,
ABD'nin bölge ülkeleri için tehdit oluşturduğunu "açık bir dille" belirtti.

Kıvrıkoğlu, Washington ziyaretini iptal etti ve NATO döneminde
"ABD'yi ziyaret etmeyen ilk ve tek Genelkurmay Başkanı"
olarak tarihe geçti.

Kıvrıkoğlu,
"28 Şubat'ı BİN YIL sürdürmeye kararlıyız"
diyen komutandı.

Demek istediği aslında, "ABD tehdidine karşı, bin yıl da sürse direnilecek" olduğuydu.

Mesajı alan ABD, aynı sözcüklerle yanıt verdi:

BİN YILIN MEYDAN OKUMASI
(MILLENIUM CHALLENGE 2002) !


ABD, "bu" isim altında,
24 Temmuz 2002'de Nevada çölünde
Türkiye'yi işgal tatbikatı yaparak "gözdağı" verdi.



Bu, "ABD tarihinin" en büyük askeri tatbikatıydı.

ABD'nin yarı resmi ajansı olan ASSOCIATED PRESS,
"tatbikatın Türkiye'yi işgal senaryosu üzerine kurulu olduğunu"
açık açık yazdı.

Tatbikat senaryosu alabildiğine ilginçti.

Assoc. Press'e göre, tatbikatın resmi senaryosu şu şekildeydi:

Türkiye'de bir "deprem" oluyor (!) ve TSK, “karışıklığı önlemek için” yönetime el koyuyordu.

Bunun üzerine ABD Deniz Kuvvetleri önce Kıbrıs'ı kuşatıyor ve "96 saat içinde" "hedef ülkeyi" işgal ediyordu.

"96 saat", TSK'nın bir dış saldırıya karşı hazırlanması için gerekli olan minimal süredir ve bu süre, TSK tarafından "kozmik sır" düzeyinde saklanıyordu (saklandığı “sanılıyordu”).

Tatbikatta işgal süresi olarak "96 saat" seçilerek,
"hedef ülkenin Türkiye olduğu", "anlayan kişilere"
anlatılıyordu...

O dönemde Dışişleri Bakanı olan Gül,
2 Nisan 2003 günü ABD Dışişleri Bakanı Powell ile Ankara'da 2 sayfa 9 maddelik bir
"gizli anlaşma" yaptığını itiraf etti.

Gül, anlaşma içeriğini "açıklayamayacağını", "gizli olduğunu" söyledi.

13 Temmuz 2003'de Doğu Perinçek bu gizli anlaşmanın maddelerini açıkladı.

Birinci madde:
"TSK ve ÖKK 4 ay içinde Kuzey Irak'tan çekilecek"
şeklindeydi.

Gül'ün yaptığı bu gizli anlaşmadan
3 ay sonra,
ABD ordusu "Türk askerinin başına çuval geçirdi".

"Çuval geçirme" eylemi, gizli anlaşmanın uygulanması için bir "ihtar"dı.

Başbakanımızın o günlerde kullandığı
"Müzik notası"
vecizesi, yine,
"anlaşmanın uygulanması gerektiğine"
ilişkin TSK'ya yönelik bir uyarıydı.

"Biz anlaşma yaptık,
Kuzey Irak'tan çık artık" diyordu Başbakan, TSK'ya.

ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'in,
"Çuval olayı"ndan sonra Başbakan Erdoğan'a gönderdiği mektupta şöyle deniyordu:

"TSK (ÖKK kastediliyor) Kuzey Irak'ta sizin bilginiz haricinde eylemler yapmaktadır"

Rumsfeld, çuvalı "Erdoğan'ın değil",
"TSK'nın başına geçirdiklerini" böylelikle anlatarak,
Başbakan Erdoğan'ın "içini rahatlatmak" istiyordu.

Ulusal devlet ve Kemalizm karşıtı açıklamalar yapan, Milli Egemenlik ve Milli Güvenlik kavramlarının "artık geçersiz olduğu" açıklamalarını yapan Org. Hilmi Özkök, böylece, tarihe "başına çuval geçirilen komutan" olarak kaydedildi.

Buna ses çıkarmadı, böylece "Ergenekoncu" olarak suçlanmaktan kurtuldu.

"Başına çuval geçirilmesi"ne
ve Kuzey Irak'tan çıkarılmasına rağmen
"akıllanmayarak" sınır ötesi harekatta ısrar eden
TSK'ya karşı,
Org. Torumtay zamanından beri hazırlanmakta olan organizasyon
artık açığa çıkarılacaktı ve düğmeye basıldı.

"ABD'ye direnen
5 Genelkurmay Başkanı"
ve
destekleyici tüm unsurlar
"Ergenekon çetesi"
olarak suçlanacaktı.

Suçlama belgeleri aslında çoktan hazırdı,
ama Org. Özkök "Ergenekoncu olmadığından",
onun görev süresince organizasyon "uykuya" yatırılmıştı.

Organizasyonun
uykudan uyandırılmasının ilk işareti Org. Büyükanıt'a karşı kullanılan "Şemdinli olayı"dır.

O günlerde, Büyükanıt "çete kurmakla" suçlandı fakat sonuç alınamadı.

Fehmi Koru, "Taha Kıvanç" imzasıyla Yeni Şafak gazetesinde yayınlanan
30 Nisan 2001 ve 1 Mayıs 2001 tarihli yazılarında
"Yeniden kurulsun diye hakkında rapor hazırlanan Ergenekon,
çok kapsamlı, bir partiyle irtibatı bulunmayan,
'devleti yapılandırma' amaçlı bir örgüt" demektedir.

Koru, yazısında 24 sayfa olduğunu söylediği bu dokümanın
sonunda yazanın adının bulunduğunu da belirtmektedir.

Ne var ki, şimdi bu “masum” tanımlamadan vazgeçilmesi,
daha büyük ve kapsamlı bir düzeneğin çalıştırılması zorunludur.

Bu,
günümüzde devam eden
Ergenekon davasıdır.

ABD'nin belirli-belirsiz "her tür" desteğiyle iktidara gelen AKP,
Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında ABD'ye
"sorun çıkarmadan"
eş başkanlık yapabilmek için,
başta TSK olmak üzere tüm ulusalcı güçleri saf dışı etmek zorundadır.

Plana göre, bu dava sürecinde komutanlar yıldırılacak ve
"1991 öncesinde olduğu gibi"
ABD ile tam uyumlu olarak görev yapmaları sağlanacaktır.

AB'nin de "bir kriter" olarak dayattığı gibi,
TSK
"sivil otoriteye"
tabi olacak,
kendisine Atatürk tarafından verilmiş olan
"ulusal bütünlüğü ve laik cumhuriyeti koruma"
görevini unutacaktır.

"AKP sivil darbe ile değil, seçimle geldi"
itirazı yapacak olanlara da şunları söylemeliyim:

CIA'nın yan kuruluşu Rand Corporation'un yayın organlarında
ve
ABD strateji merkezlerinin hazırladıkları raporlarda şöyle deniyor:

"ABD artık ANAP ve DYP gibi partilerle Türkiye'yi kontrol edemez,
Fazilet Partisi'nin başına yenilikçi kanadın geçmesi,
Tayyip Erdoğan'ın Başbakan
, Abdullah Gül'ün de Dışişleri Bakanı olması halinde
ABD Türkiye'yi kontrol altında tutmaya devam edebilir."

20 Ekim 1996, Abramowitz:

"Erdoğan, Erbakan'ın yerini almalıdır"
(bu tarih, 3 Kasım 2002 seçimlerinden “6 yıl” öncesidir !)

N0.: 179  Tarih:  03.01.2010   Saat:   09:03
Kaleme alan:  Nami , Sahin

Katıldığı şehir veya ülke:  
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

2010 YILI HERKESE HAYIRLi ve UGURLU OLSUN.



Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve ailesi yılbaşı için de çok sevdikleri 7 yıldızlı bu mekanı tercih ettiler. Yılbaşına orada girecekler.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dün akşam ailesiyle birlikte yeni yıl tatilini geçirmek üzere turizm kenti Antaya'ya geldi.

Belek'teki 7 yıldızlı bu otel'de kalacak olan Başbakan Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, dün akşam saa 22.40'da Ankara'dan havalanan özel uçakla Antalya'ya geldi.

Havalimanında VIP Salonu yerine A Kapısı'ndan sivil otomobille çıkan Erdoğan ailesi, Belek'teki 7 yıldızlı oteldeki villaya geçti. Yeni yıla Antalya'da girecek Erdoğan ailesi, Pazar akşamı kentten ayrılacak.
Milliyet


YORUM:

Yilbasina karsiyim. (19.12.1994 Sabah) RTE ... Yorumsuz

Hani Tayyip yilbasina inanmiyordu? Taa 90'li yillarda Istanbul il Baskani/Belediye Baskani iken yilbasina inanmadigini soylemisti.

Ben icki soframi hazirlayacagim, ailemle ve arkadaslarimla kafayi cekecegim, eger bir tebligici yobaz beni rahatsiz ederse, raki sisesini kafasina indirecegim!

BU YOBAZI TANIDINIZ Mi SiMDi?

N0.: 180  Tarih:  31.12.2009   Saat:   23:07
Kaleme alan:  Tuğba , ÇİMEN (ŞAHİNOĞLU)

Katıldığı şehir veya ülke:  ANKARA
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

2010 yılı herkese sağlık huzur mutluluk ve başarı getirsin yeni yılınız kutlu olsun MUTLU YILLAR... Ankaradan sevgiler...

N0.: 181  Tarih:  31.12.2009   Saat:   18:58
Kaleme alan:  Hakan , BOZDAĞ

Katıldığı şehir veya ülke:  Keçiören - ANKARA
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

Belki bu yıl çok şeye kızdın...delirdin...kırdın... Belki kendinden ödün verdin...savaştın...tek kaldın...
> Belki aşık oldun...belki sevildin...
> Belki terk edildin...
> Belki çok para kaybettin......
> Belki işinden oldun....
> Belki "ne yapıyorum ben yaa" cümlesini ard arda kurdun......
> Her ne yaptıysan yaptın.... BİTTİ.....
>
> Bu çok güzel bir yıl olsun tamam mı?
> Buna sen de gayret et!!!...
> Çıkardığın dersleri unutma...
> Gülmekten yanakların çatlasın..
> Paranı koyacak cüzdan bulama...
> Bankalar "yatırım" hesabın için telefonlarda kalsın...
> Sağlık bedeninden aksın...
> Aşk kalbini patlatsın...
> Başarıların dillerde dolaşsın.....
> Yastığa koyduğun kafanda "huzura" daha fazla yer kalsın....
> Bunu bu yıl da unutma....
> Herşeyden öte bir tek "sen" varsın........
> Yeni yıl saglık , huzur , mutluluk getirsinnn.............. >>>>>>>>>>>>HE RKESE MUTLU YILLAR<<<<<<<<<<

N0.: 182  Tarih:  30.12.2009   Saat:   23:17
Kaleme alan:  ramazan , arslan

Katıldığı şehir veya ülke:  dunya
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

Hoş geldin yeni yıl.
Bakalım bohçanda bizler için neler saklıyorsun?

Yeni yılınız kutlu olsun. .....


N0.: 183  Tarih:  30.12.2009   Saat:   14:21
Kaleme alan:  Ali , Bozdağ

Katıldığı şehir veya ülke:  
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

Maille gelen bu güzel yazıyı paylaşayım istedim
yeni yılınız kutlu olsun


İYİ DÜŞÜNÜN...
GEÇEN YILDA GEÇEN YILI YAŞADINIZ MI ?

Geçen yılınızı iyi geçirdiniz mi?
Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi?
Bu yıl gün ışığı ile hiç uyandınız mı?
Kaç defa güneşin doğuşunu izlediniz?
Hiçbir sebebi yokken kaç kişiye hediye aldınız?
Kaç sabah yolda gördüğünüz bir kediyi okşadınız?
Yeni doğmuş bir bebek bu yıl hiç parmağınızı sımsıkı tuttu mu?
Ve siz bu bebeği kokladınız mı?
Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna şaşırdığınız oldu mu?
Bu yıl kendinize kaç oyuncak aldınız?
Çocuklarınızla en son ne zaman oynadınız?
Hanımınıza en son ne zaman hediye aldınız?
Kaç defa gözlerinizden yaş gelene kadar güldünüz?
Bu yıl... yaşlı bir ağaca sarıldınız mı?
Çimenlerin üzerine uzandığınız oldu mu?
Ya da çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı mırıldandınız mı?
Martıları beslemenin güzelliğini kaç defa yaşadınız?
Bu yıl suyun üzerinde taş kaydırdınız mı?
Ve hiç kuşlara yem attınız mı?
Bu yıl dalındaki biri çiçeği koparmadan hiç kokladınız mı?
Bu yıl kaç defa gökkuşağı gördünüz?
Yada hediye verdiğiniz bir çocuğun gözlerindeki ışığı?
Kaç defa mektup yazdınız bu yıl? Ve kaç mektubunuza cevap
aldınız?
Kaç tane beli bükülmüş ihtiyarı ziyaret edip duasını aldınız?
Kaç kişinin gözyaşını sildiniz, kaç yaralı parmağı sardınız?
Kaç yoksula yardım edip dertlerine derman oldunuz?
Hastahaneyi, mezarlığı, huzur evini kaç defa ziyaret edebildiniz?
Eski bir dostunuzu aradığınız oldu mu?
Kimseyle barıştınız mı bu yıl?
Siz, aslında mutlu olduğunuzun kaç defa farkına vardınız?

Ve...
İyi bir yılın, bunlar ve bunlara benzer bir çok KÜÇÜK ŞEY’e bağlı
olduğunu hiç düşündünüz mü?

Yeni yılda düşünün! Yayılın çimenlerin üzerine,
Acele edin, Er yada geç, Çimenler yayılacak üzerinize.


N0.: 184  Tarih:  28.12.2009   Saat:   15:23
Kaleme alan:  Nami , Sahin

Katıldığı şehir veya ülke:  
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

(ARALIK 2009) AYIN HABERi


Ölen madencilerin ailelerine gıda yardımı

Bursa’nın Mustafakemalpaşa İlçesi’ndeki maden ocağında 10 Aralık’ta meydana gelen grizu patlamasında yaşamını yitiren 15 madencinin yakınlarına Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünnisa Gül tarafından üzerinde içinde gıda maddeleri bulunan hediyeler gönderildi.


Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrünisa Gül tarafından geçen cumartesi günü gönderilen paketler, Mustafakemalpaşa Kaymakamlığı Yazı İşleri Müdürü Murat Yılmaz ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı yetkililerince madenci yakınlarına evlerinde teslim edildi.


Görevliler ilk olarak grizu faciasında yaşamını yitiren Erol İkiz’in eşi Neslihan İkiz’in Lalaşahin Mahallesi Orhaneli Sokak’ta bulunan evine giderek yardım paketini teslim etti. Kucağında bir buçuk yaşındaki kızı Türkan İkiz ile birlikte paketi alan Neslihan İkiz, “Hiçbir şey evimin direği, yavrumun babası, eşimi geri getiremez. Yapılan yardım için Hayrünnisa Gül hanıma teşekkür ediyorum” dedi.


Diğer 14 yardım paketi de madende hayatını kaybedenlerin köylerine gidilerek ailelere teslim edildi. Faciada ölen 3 madencinin yakınları Kütahya’nın Gediz İlçesi’nde, bir madencinin yakınları da Bartın’da bulunuyor.


Hayrünisa Gül’ün gönderdiği paketlerde un, pirinç, şeker, makarna gibi temel gıda maddelerin yanı sıra puding, meyva nektarı da yer alıyor.

Osman DUMAN/ MUSTAFAKEMALPAŞA
(DHA) Hurriyet 28/12/2009




N0.: 185  Tarih:  28.12.2009   Saat:   12:15
Kaleme alan:  ümit , KÖKSAL

Katıldığı şehir veya ülke:  Ankara
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

ALMANYANIN ZENCİLERİ.!?

Sibel Kekilli porno filmlerde oynadığı için eleştirenlere meydan okudu:

"Siz kendi namusunuza bakın!"

Erkekler hem kınıyor, hem filmlerini arıyor piyasada... Düne kadar hiçbir derdine koşmayan akrabaları, ayıplıyor. Onu Almanya'da kimsesiz bırakan yetkililer birden ödül aldı diye sahipleniyor. Ve Sibel Kekilli soruyor: "Sizce hangimizinki porno?



Üzerinde Almanca 'Duvara Karşı' yazan bir tişörtle geldi söyleşiye...
Elinde küçük bir ayıcık taşıyan bir kız çocuğu gibi...
'Ayıcık', büyük ödül 'altın ayı'...
"Küçük kız çocuğu" ise yaşıtlarına göre bir hayli görüp geçirmiş bir star...
Çocuksu yüzü çoğu zaman neşeyle gülümsüyor; sevmediği bir konu açıldığında ise bulutlanıyor.
Hayatı, Duvara Karşı'nın başrol oyuncusu Sibel'inkine öylesine benziyor ki...
Bu öyküde '60'larda yüzbinlerle Almanya'ya göçmüş koca bir kafilenin serüveni gizli....
Davul zurnayla uğurlanışlarından 40 yıl sonra o koca kafileden geriye, tabutlar içinde ülkelerine dönmüş dedeler, saçlarını, dişlerini Alman fabrikalarında dökmüş babalar ve ne Türk, ne Alman olamayıp arada ezilmiş 3. kuşak gençler kaldı.
Duvara Karşı'daki gençler bunlar...
Fatih Akın'ın deyişiyle "Almanya'nın zencileri."
O yüzden rap dinliyor, evden kaçıyor, uyuşturucu alıyor, intihar ediyor, porno film çekip para kazanıyorlar.
Sibel'in hayatında 3 kuşak sürmüş ve yüzbinlerce ailenin darmadağın olmasına yol açmış bir fiyaskonun bütün ipuçları gizli.

Asıl toplum pornografik
Onunla buluşmaya gittiğimi söylediğimde manidar gülümseyen ve internetten indirdiği fotoğrafları anımsatarak göz kırpan erkek yüzlerinin ima ettiği kız değil Sibel...
Yaşına göre çok olgun, kendine güvenli, dik başlı. Konuştukça her cümlesiyle iki yüzlülüğümüzü yüzümüze vuruyor:
Porno filmde oynadı diye onu lanetlerken karaborsada o filmleri arayanları...
Düne kadar hiç kendisiyle ilgilenmediği halde şimdi birden namus bekçisi kesilen akrabaları...
Sinemasına hiç destek verilmemiş bir yönetmen ödül aldığında "İşte Türk başarısı" diye sahiplenenleri...
Şu sözler onun:
"Ailem bana küs. Haklılar. Onlar için zor, ama neden hiç konuşmadılar benimle... Akrabalarım kızıyor. Ama en zorlu, parasız günlerimde yanımda yoktular. Hastanedeyken de aramadılar. Şimdi porno filmde oynadım diye birden hayatıma müdahale hakları var sanıyorlar. Türk erkekleri hem internetten filmleri izleyip, hem namus bekçiliği yapıyorlar. Geçtikleri mesajları okusam asıl porno neymiş görürsünüz. 'Kimse kusura bakmasın ama bu benim hayatım, siz kendi namusunuza bakın diyorum' onlara..."
Sibel anlattıkça, zula bantlarda Alman erkekleriyle sevişen porno-star olmaktan çıkıyor. Anlattığı ikiyüzlüler ise kolektif bir porno filmin iğrenç oyuncularına dönüşüyor.

Film mi hayat mı?
Sibel'in hayat öyküsünü Duvara Karşı filminin senaryosuyla yan yana koysanız senaryonun onu anlattığını sanabilirsiniz.
Dedesi Kayseri'den '60'larda göçmüş Almanya'ya... Ardından '70'lerde babası gelmiş ikinci kuşak olarak.
Dedesi dönmüş, babası dönmeye niyetlenmiş; üçüncü kuşakta o niyet hepten kaybolmuş.
'Alamancılar'ın ilk kuşağı tabutlar içinde memlekete döndükten sonra 'dönüş' defteri kapanmış.
Sibel, Türkiye'yi özlemeyen bir neslin temsilcisi.
Türkçesi iyi; ama bazen zorlandığı için söyleşiye tercüman istiyor.
4 çocuklu muhafazakâr bir aile içinde dualar öğrenerek ve göz açtırılmayarak büyütülmüş. Almanlardan uzakmış ve onlardan nefret ediyormuş.
Sonra 14 yaşına geldiğinde Alman yaşıtlarının hayatı nasıl özgürce yaşadıklarını fark etmiş. Onlar gibi sinemaya, diskoya gitmek, arkadaş edinmek istemiş. Ailesinden dayak yemiş. Ve Almanlar'a karşı duyduğu nefret bu kez Türklere dönmüş. Bütün gelenek göreneklere karşı bayrak açmış.
(Duvara Karşı'dan bir sahne: Türklerin gittiği bir barda maço Türk gençleri tekme tokat birbirine giriyor. Ortalık kan gölü... Babası "Baskı yapmadığımız için Sibel buralara düştü" diyor. Sibel düzeltiyor: "Baskıdan kaçtım ben... Porno benim isyanımdı").

Belediye işçisi Sibel
"17 yaşımda 10. sınıfı bitirdim. Daha okumak istiyordum, sınıfın en iyisiydim. Tıp veya hukuk okuyacaktım. Ama istemedi ailem. Çalışmamı tercih ettiler. Belediyede çalışmaya başladım. Çok gururlandılar bundan. Ben de evden kurtuluş olur diye ses etmedim. Her ay maaşımdan 300 Mark yardım ediyordum aileme..."
Sonra belediyede hayatının ilk erkeği Stefan'la tanışmış Sibel... Evlenmeye karar vermiş.
(Duvara Karşı'dan bir sahne: Sibel, tutucu ailesinden kurtulabilmek için hiç tanımadığı alkolik bir gence evlenme teklif eder. Kekilli, Türk kızları arasında böyle danışıklı evliliklerin çok olduğunu söylüyor, ama kendisininki aşkmış.)
Baba, damadı Alman diye istememiş önce. Ama Sibel'in ikizi Alevi bir gençle kaçtığından Sibel'in evliliğine razı olmuş. Sibel, 1999 sonunda babası gurur duysun diye o parasızlıkta bin kişilik bir salonda görkemli bir düğün yapmış. Bankaya 15 bin Euro borçlanmış. Eşinin 12 bin Euro'luk borcuyla, bir hayli zora girmişler. Ve ödeyebilmek için deliler gibi çalışmaya başlamışlar:

Temizlikçi, kapıcı, sebzeci
"4-5 işte birden çalışıyordum. Hatta bazen yorgunluktan ofiste uyuyakalıyordum. Sabah 7'den akşam 4'e kadar belediyede çalışıyordum. Sonra sokakta sebze satmaya gidiyordum. Hafta sonları garsonluk yapıyordum. Cuma, cumartesi bir diskotekte kapıcılık yapıyordum. Orada cumartesi sabah 7'ye kadar çalışıyordum. 2 saat uyuyup Pazar sabah 10'da garsonluğa gidiyordum. Arada temizlikçilik de yaptım. Eşim de hem belediyede çalışıp, hem sebze sattığı halde yetmiyordu para... Çünkü kazandığımızın 300 Mark'ını hâlâ aileme veriyordum, destek olarak."
İşte 'porno starlığı' macerası, böyle bir yoksulluğun yorgunluğuyla başladı.

Porno yıldızı Sibel:
'Kendimden tiksindim'
Nasıl başladı porno işi?
Gazetede bir ilan gördüm. 'İç çamaşırı mankeni aranıyor' diye. Gidince anladım ki, aslında internette striptiz yapacak birini arıyorlar. İnternette bir uçta bir adam var, öbür uçta sen soyunuyorsun. Kabul ettim.

Eşin ne dedi?
Eşim tabii hoşlanmıyordu bundan ama arkamdaydı, hep destekledi beni...

İyi mi kazanıyordun?
Yine de yetmiyordu. Sebze meyve satmaya devam ediyordum.

Zorlanmadın mı?
Başta tabii çok düşündüm. Ama para ağır bastı. 20 yaşındaydım. Kimse karnımı doyurmuyordu. Bugün beni lanetleyenlerden o zaman para ya da iş istesem verirler miydi? Diğer işler gibi bir iş olarak baktım buna da...

Ama orada kalmadı "iş"?
Sonra bir diskotekte striptizciliğe başladım. Go-go girl'lük yaptım ('Yarı çıplak dans ettim') Çıplak foto modellik yaptım. Ve gelen teklifler üzerine 2001 sonunda porno filmlerde oynamaya başladım. Stefan'la ilişkimiz o arada bitmişti.

Ne kadar sürdü porno işi?
Aralıklarla 6-7 ay. 10'dan fazla film yaptım. Film başına 300 Euro alıyordum. 15 bin Euro'yu topladıktan sonra bırakacaktım. Bankaya her ay 200 Euro borç ödüyordum, ama daha borcun faizini bile bitirememiştim.

Nasıl bıraktın?
Vücudum artık yoruldu. Yıprandım, hastalandım midemden, artık dayanamadım. İşten ve giderek kendimden tiksinmeye başladım. İğrendim. 'Porno star' diyorlardı bana, ama koca sektör içinde küçücük birisiydim. Fazla para da kazanamıyordum. Bitirdim porno işini... Belediyeden de ayrıldım. Essen'e taşındım. Masada çıplak dans edilen bir kulübün şefliğini yaptım. Olmadı. Bıraktım.. İşsizdim. Eve de dönmek istemiyordum. 22 yaşındaydım, baba baskısına dayanamazdım bir daha...

Sonra hiç seyrettin mi o filmleri?
Hayır, hiç seyretmedim.


Duvara Karşı'nın oyuncusu Sibel:
'Alışveriş yaparken artist oldum'
"Bir gün Köln'de alışveriş yapıyordum. Sokakta oyuncu arıyorlardı. Beni çevirip film teklif ettiler. 'Başrol oynayacaksın' dediler. 'Kafanızdan zorunuz mu var' dedim. 'Fatih Akın yönetiyor' dediler. Tanımıyordum. Türklerle ilgim yoktu. Türk gazetelerini, televizyonları izlemiyordum. Kötü şeyler geldi aklıma. İnanmadım önce. Çağırdıklarında erkek arkadaşımla gittim. Artık çok dikkatliydim. Senaryoyu okuyunca etkilendim, benim hayatıma benziyordu. Ciddi bir şey olduğuna inandım. Fatih Akın birkaç sahne çekti. Provalarda onun ve ekibin yarattığı güven hissiyle çok rahattım. Sonunda beni seçti. Film çekimi için 15 yıl sonra ilk kez İstanbul'a geldim. Çok yorucu, fazla stresli, hareketli bir şehirdi. Ezdi beni bu şehir. Bunalıma girdim. Çekimlerde bıçaklama sahnesinde yanlışlıkla bir tekme yiyince apandisitim patladı. Ameliyat oldum. Ama rolle beraber ben de büyüdüm, olgunlaştım. Nasıl filmdeki genç kız, olgun bir kadına dönüşüyorsa, ben de onunla aynı yoldan geçtim film boyunca..."

3. kuşağın temsilcisi Sibel:

'Kızım pornoda oynamak istese'
Porno film işi nasıl açığa çıktı?
Film ödül alınca Bild'den gelip porno film meselesini sordular. Haber yapacaklarını anladım. Basılmadan önceki gece internette gördüm gazeteyi. Kızdım, üzüldüm, İki gün ağladım. Yaptıkları tam anlamıyla ırkçılıktı. Alman olsam, asla ana babamı aramazlardı. Bütün sıçanlar deliklerinden çıkmaya başladı. Beni hiç tanımayanlar 'Onun aklı hep starlıktaydı' filan dedi. Ama 'Üstesinden gelirim' diye düşündüm. Geldim de. Bild dışında Alman basını benden yana tavır aldı.
"Seni öldürmeyen seni güçlendirir" derler. Öyle mi oldu?
Aynen.

Bundan sonra ne olacak?
Teklif yağıyor. Ama çoğu salakça şeyler. Kimisi soyunacağım filmler öneriyor, kimisi tiyatro, kimisi dizi... Ama artık çok dikkat ediyorum. İyi bir proje olmadıkça girmem. Çok parasız yaşadım, yine parasız yaşayabilirim.

Film ve yaşadıkların, Almanya'daki yaşıtların arasında ne etki yaptı?
Genç kızlar cesaretimi övdüler. Dilerim -benim yaptığımı yapmasalar da- onlar da cesur olur, baskılara boyun eğmezler. Belki film 2. kuşağın da bakış açısını değiştirir. Kızları evden kaçmadan onlarla konuşmaya başlarlar.

Babanız da başlar mı?
Başlasa da söylemez bana... Ödülü kazandığımda bakanlar arayıp kutladı, babam aramadı. Biliyorum zarar gördüler, ama yine de özür dilemeyeceğim. Çünkü ben suçlu değilim burada... ailem de toplum da suçlu...

4. kuşağın geleceğini nasıl görüyorsun? Senin çocuğun nasıl büyüyecek?
Önce hoşgörü içinde... Onu dinleyip anlamaya çalışırım. Bir Türk annesi olduğunu unutturmam, ama Almanya'da yaşadığını hissettiririm. Her derdini paylaşmak isterim.
Yasaklarsam gizli gizli daha çok yapar.

Bir gün kızın porno film çekmek istediğini söylerse?
'Aman ne iyi' demem, ama 'bacağını kırarım' da demem. Çünkü o zaman onu terk etmiş olurum. 'İyi düşün' derim; 'İstiyorsan dene, ama bir problemin olursa bana gel.'



N0.: 186  Tarih:  28.12.2009   Saat:   11:58
Kaleme alan:  Yusuf , Köksal

Katıldığı şehir veya ülke:  
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

NE MUITLU TÜRKÜM DIYENE !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

N0.: 187  Tarih:  27.12.2009   Saat:   22:24
Kaleme alan:  Halibo , Halibo

Katıldığı şehir veya ülke:  
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

Gerçekler görülsün artık, eleştirileri yaparken çok düşünüp yapılsın derim.

İşadamı Cem Boyner: Bu kavga henüz devletle Kürtlerin kavgasıyken hemen sona erdirilmeli.
27 Aralık 2009 / 16:43 (Milliyet)

Gerçek adı ‘Türk meselesi’

Aradan yıllar geçmiş, baskı ve asimilasyon politikaları iflas etmiş, milliyetçilik, bakın vatanseverlik değil, önemini kaybetmiş, baskı, işkence, devlet terörü birleştiricilikten çok bölücü bir etki yapar hale gelmiş bu son 30 yılda yalan rejiminin iflası kaçınılmaz olmuştu. Avrupa Birliği’ne üye olmanın ilk adımı esasen yalanlar rejimini sona erdirmekten geçiyordu. Bunun da tek yolu gene Anayasa’yı değiştirmek.
Bu dönemi ulus devlet kurma çabalarının ağırlıklı olduğu bir dönem olarak kabul etsek dahi bu politikaların son kullanım tarihi çoktan geçmiş. Bu nedenle yıllar önce meselenin gerçek adı ‘Türk meselesidir’ demiştim. 25 yıldır kendi toprağını bombalayan, kendi vatandaşını öldüren başka devlet var mı? Ölmeye devam mı? Ne için ölmeye devam? Tam bir anlatsanıza bana. Dağa taşa “Ne mutlu Türküm diyene” yazmak ne işe yaradı? Kendini Türk hissetmeyenleri üzmek dışında?


N0.: 188  Tarih:  27.12.2009   Saat:   02:35
Kaleme alan:  LEVENT , BOZFDAG

Katıldığı şehir veya ülke:  İSTANBUL
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

Bu siiri asagıda adresini verdigim yerde okudum ve cok hosuma gitti,paylasmak istedim,umarım siz de begenirsiniz.

İTE KULÜBESİ DAR GELDİ

>

> Gökten tepemize paketten düştü,

> Önce anlamadık, sır geldi diye.

> Kuştüyü yatakta yatırdık p.ştu,

> Bayram ettik, fırsat bir geldi diye.

>

> Boynunda binlerce şehidin kanı,

> Varsa da, güvende olmalı canı.

> Gönderdik, denizle kaplı dört yanı,

> İmralı en uygun yer geldi diye.

>

> İmralı ağladı, İmralı sustu,

> İmralı bağrına taşları bastı.

> Tam onbir senedir kadere küstü,

> Üzüldü, başıma şer geldi diye.

>

> ABD’ye gizlice teminat verdik,

> Altına kırmızı halılar serdik,

> Yarenlik edecek ahbap gönderdik,

> İ.neye yalnızlık zor geldi diye.

>

> Artık alnımızdan gitmez bu yara,

> Saraylar yaptırdık, harcadık para.

> Bir de utanmadan atarlar nara,

> İte kulübesi dar geldi diye.

>

> Komisyon çıkarıp aradık hata,

> Cetvelle iyice ölçüldü ada.

> Meğerki on santim küçülmüş oda,

> Korktuk tepkilerden, gür geldi diye..

>

> Her gece sayımdan geçmesi özel,

> Banyosu, yemesi, içmesi özel.

> Tuvalete bile s........sı özel,

> Kızdılar, kı.ından ter geldi diye.

>

> Bu kadar tavizi verirse devlet,

> Kuklalar caniye af ister elbet.

> DTP’li ka.pe ediyor gayret,

> Çakal anasından hür geldi diye.

>

> Son kez ERBABİ’nin sözünü tutun;

> Açılıma yeni açılım katın.

> Yanına Emine Ayna’yı atın,

> Sevinsin, koynuma yar geldi diye.


http://forum.memurlar.net/topic.aspx?id=830198

N0.: 189  Tarih:  24.12.2009   Saat:   22:01
Kaleme alan:  ramazan , arslan

Katıldığı şehir veya ülke:  dünya
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

Selm Mustafa TOSUN öZDEMİR

Yazın okadar hoşki okuyunca mest oldum. Rakı içmek bir sanattır.Sende bu sanatın inceliklerini anlatmışsın ağzına sağlık.Mutlu seneler. Afiyet olsun.........


N0.: 190  Tarih:  24.12.2009   Saat:   07:35
Kaleme alan:  Birol , Özdemir

Katıldığı şehir veya ülke:  İstanbul
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

Dal-Der'in yeni başkanını, üyelerini ve yönetim kurulunu kutluyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.
Bu vesileyle bütün Dalakçılıların yeni yılını kutlarım.

Birol Özdemir.

N0.: 191  Tarih:  22.12.2009   Saat:   22:15
Kaleme alan:  Hakan , BOZDAĞ

Katıldığı şehir veya ülke:  ANKARA - Kecioren
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

Savaşla besleniyor ,kan içiyorsa Dünyalı bazı Güçler, Daha yetinmeyip virüs yayarak, ilaç satıyorsa Sektörler, Doğru söyleyenler kovuluyorsa Köylerden, Zehirlenmesine rağmen beleş kömürle ısınıyorsa fakirler ; Sıkıysa getirsin bakalım Mutluluk , Sağlık ve Huzur Yeni Yıl... Oyuncak alınamayan Çocuklar ,Noel babayla kandırılır her Yıl, Afaki de olsa kutlayalım , MUTLU YILLAR . . . Kadir Ünlü ..(Kadir ustamın her zaman oldugu gibi bundada tesiri derinlemesine olan yılbaşı yazısı )

N0.: 192  Tarih:  22.12.2009   Saat:   19:18
Kaleme alan:  Nami , Sahin

Katıldığı şehir veya ülke:  
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

Yılbaşı Yaklaştı..
Malum... Yılbaşında da Viski içilir.....

Viski İçme Adabı
Türkiyede yıllardır bitip tükenmeyen bir tartışma var. Yeme-içmeyi seven ve biraz da bu işin kültüründen anlayanlar, özellikle Anadoludan büyük kenktlere gelip yerleşen yeni zenginleri ‘Lahmacunla viski içtikleri için kınıyorlar. Bu eleştiriye hiç aldırmayan bazıları da lahmacun yada acılı kebabın yanında bir şişe de viski açıp afiyetle yudumluyorlar. Yemekle viski içmek ‘sosyete de de yaygın, magazin dergilerinin ‘cemiyet haberleri sayfalarını karıştırdığınızda, birçok ünlüyü yemek masasının önlerinde viski şişeleriyle görüyorsunuz..



Nedir işin aslı?

Bunun cevabını araştırdık ve gördük ki, viskinin yiyeceklere eşlik etmesi, öyle büyük bir tabu değil. Bir kere bizzat İskoçlar, isli tadlı viskileri füme somon balığının yanında içiyorlar. İskoçların milli yemeği, bir tür baharatlı-bulgurlu işkembe dolması olan ‘haggisin yanında da viski içiyorlar. Ünlü viski yazarı Wallace Milroy da, ‘Malt Whisky Almanac adlı kitabının yeni basımında viski-yiyecek uyumuna değinmiş. Milroy, ‘Bir Isle of Jurayı yulaflı bisküvi ve çedar peyniriyle deneyin. Ya da İstiridyenin yanında 10 yıllık Bushmiils yudumlayın. Çok yakıştığını göreceksiniz... Yumuşak Lowland viskileri de birçok yiyeceğe rahatça uyum sağlayacağından, bahar pikniklerinde sepetlerden eksik olmamalı diyor. Bu bilgilerle yetinmeyip, İskoçyanın en ünlü viski eksperlerinden birinin de görüşüne başvurduk. Ünlü viski harmancısı Trevor Cowan, lahmacun-viski beraberliği konusunda ne düşündüğünü sorduğumuzda, ‘Viskinin daha çok satılması için artık yemekle viski içilmez demiyoruz. Bana tarif ettiğiniz lahmacunla da hafif bir viski, örneğin Invergordon Single Grain içilebilir dedi. Ama ardından şunu da ekledi: ‘Tabii ben viskimi yemekten önce ve sonra içerim!
Viskinin yiyeceklerle içilmesinin en büyük sakıncası, ağır alkollü bir içki olduğu için yiyeceğin tadını bastırması ihtimali. Sofrada birbiri ardına servis edilen değişik yiyeceklerin tümüyle, bir şarap gibi uyum göstermesi de zor. Ama eğer bunlardan etkilenmiyorsanız ve canınız yemeğin yanında da viski çekiyorsa, sizi durdurabilecek hiçbir kuvvet yok. Çünkü bizzat viskicilerin kendileri bilinen kuralları çiğniyorlar. Bir süredir viski şirketlerinin broşürlerinde sofrada, yemekle viski yudumlayan mutlu insan fotoğraflarına rastlanıyor. Yani viskiciler ‘Viskimizi için de, neyle, nasıl içerseniz için demeye getiriyorlar. Yine örneğin malt viski –hele de iyi bir malt- genel kurala göre mutlaka sek ya da az suyla içilmeli. Hatta İskoçların bununla ilgili güzel bir esprileri de var: ‘Bir İskoç, iki şeyi çıplak sever. Biri malt viski... Ama Macallanın eski genel müdürü William Phillips, birlikte yediğimiz öğle yemeğinin sonunda Macallanla yapılan kremalı bir tatlıyı yerken, bize aynen şunu söyledi:

‘Yaz aylarının sıcak günlerinde 12 yıllık Macallanı uzun bir bardağa koyup buz, soda ve limon dilimi ekleyerek içiyorum. Harika bir karışım oluyor, size de tavsiye ederim! Tabi bunları söyleyen şirketin genel müdürüydü ve içtiği viskilere para ödemiyordu...

Yine de bundan şu sonucu çıkartabiliriz: Her ne kadar maltları sek ya da çok az suyla içmeyi tercih ediyorsak da, deneyecek olursanız içine Macallan konulmuş bir Coca-Colanın, harman viski konulmuş olanından daha lezzetli olacağını göreceksiniz.


Bir de küçük uyarı: Viskiyi eğer sodayla içmeyi seviyorsanız, bunun için mutlaka ‘Soda Water denilen karbondioksitli suyu kullanın. Maden sodası ya da gerçek adıyla maden suyunu ise viskiye katmak için asla kullanmayın. Çünkü maden suyu içinde bolca çeşitli mineraller olan kendine özgü tatlı bir içecektir, soda gibi nötr değildir. Bu yüzden viskinin tadını olumsuz etkiler.



Viskinin tadını olmasa bile görünümünü etkileyen bir yanlış uygulamaya da değinmeliyiz: Özellikle sıcak illerimizde, birçok viskisever viskisini buzdolabına koyuyor. Bu, viskinin içindeki gözle görünmez partiküllerin görünür hale gelmesine ve viskinin bulanmasına yol açıyor. O yüzden viskinizi soğuk içmek istediğinizde, içine birkaç küp iyi sudan yapılmış buz atmalısınız. Eğer viskiyi sulandırmadan ama serin içmek istiyorsanız, Hollandalı cinfikirli barmen gibi yapabilirsiniz: Buzlukta dondurduğunuz birkaç temiz taş parçasını kadehteki viskinin içine atıp, mecazi değil gerçek anlamda ‘on the rocks viski hazırlayabilirsiniz...



‘V iski adabı deyince viski kadehlerine de değinmemek olmaz. Her ne kadar eski Türk filmlerinde viskinin hep ‘limonata bardağı da denilen silindir biçimli rakı kadehlerinde üretmemesinin bir sonucu. Şu anda ise Türkiyede ince camından kesme kristaline, her türlü tumbler kadehi bulmak mümkün. Bunlar, özellikle hazneleri de geniş olduğundan buzla viski içmek için idealler. Ama iş malt viskileri içmeye gelince, bunların aromalarının da tadını çıkarmak için, ağzı daha kapalı kadehler önereceğiz. Nitekim İskoçlar da, örneğin bir 18 yıllık Macallanı balon biçimli konyak kadehinde içmeyi yeğliyorlar ve resmi ziyafetlerde de öyle sunuyorlar.



Viskinin son yıllarda giderek moda haline gelen puro ile beraberliğine gelince... Sert bir içki olan viski, haliyle tütün içmenin en sert yolu olan puro keyfinin en iyi yoldaşlarından. Bu konuda gözetilebilecek kural, viski ile puronun birbirlerinin tadlarını gölgelememeleri gerektiği. Eğer hafif içimli bir Dominik ya da Honduras purosu tercih ediyorsanız, yanında yudumlayacağız viski de 12 yıllık bir harman viskiq malt tercih ediyorsanız yumuşak içimli bir Highland ya da Lowland maltı olmalı. Eğer Havanaların en kuvvetlilerinden birini, örneğin bir Partagas Double Coronayı tüttürüyorsanız, bu kez size bu puroyu taşıyacak güçte bir malt gereklidir. Baharlı ve bibersi tatlı bir Talisker ya da ‘vahşi denebilecek kadar füme lezzetli bir Lagavulin mesela...

Kuşkusuz bu yazdıklarımızın tümü, bir tavsiye olarak okunmalı. Yoksa kendine özgü lezzet uyumları denemek, farklı kombinasyonlar yaratmak isteyen zevk sahiplerini tutabilecek hiçbir güç yok dünyada...



Bu yazı Mehmet Yalçın ve Teoman Hünalın hazırladıkları Adan Zye Viski kitabından alınmıştır.


N0.: 193  Tarih:  22.12.2009   Saat:   10:12
Kaleme alan:  Yusuf , Köksal

Katıldığı şehir veya ülke:  Albstadt / ALMANYA
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

Saygideger Dalakci Sitesi sakinleri,

Mustafa Tosun Özdemir in yazisini, benim gibi düsünen herkesin adina kiniyorum.


Saygilarimlar

Yu suf Köksal

Albstadt / ALMANYA





N0.: 194  Tarih:  22.12.2009   Saat:   09:44
Kaleme alan:  Nami , Sahin

Katıldığı şehir veya ülke:  
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

ALINTI:

DOĞUM, İSA'NIN DEĞİL GÜNEŞİN YENİDEN DOĞUŞU

"İnanabilir misiniz, yüzyıllardır Hıristiyan'ların İsa'nın doğuşu olarak kutladığı Noel bayramının, çok eski Türklerin yeniden doğuş bayramı olduğuna? Nereden nereye, inanılacak gibi değil, değil mi? Türklerin, tek tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre, yerin göbeği sayılan yeryüzünün tam ortasında bir akçam ağacı bulunuyor..."

Sümerolog Muazzez İlmiye ÇIĞ'ın Aydınlık'taki yazısı .pdf dosyasına alınmıştır:
Boyut: 1.13 MB

http://www.mediafire.com/download.php?1dmnz mmlmi1


N0.: 195  Tarih:  21.12.2009   Saat:   15:29
Kaleme alan:  Mustafa Tosun , ÖZDEMİR

Katıldığı şehir veya ülke:  Kayseri /TÜRKİYE
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

Yılbaşı Yaklaştı..
Malum... Yılbaşında da RAKI içilir..tabi içenler için, içmeyenlere ve başka tercihte bulunanlara bir şey diyeceğim yok..
Rakı Nasıl içilir.. ünlü mimarlarımızdan üstat Aydın BOYSAN'nın ŞEREFE adlı kitabından bir alıntı
ben denedim gayet hoş oluyor..
Hepinizin yeni yılı beklentilerine yanıt vermesi dileğiyle..

Rakı Yudumlama "Metodu"
Rakıya buz atmak caiz değildir. Ağza alınacak rakıya katılacak tek dünya malzemesi sudur, su...
Rakı da, rakının huzuruna çıkacak su da, saatler önce buzdolabına konmuş olacak.. Evde ise rakı şisesi de, su sürahisi de, devamlı buzdolabı içinde duracak. Onların yeri orası! Öksürük şurubu konmaz, bu ikisi mutlaka buzdolabında durur. Erbabı elbet, kadehlerini de, su bardaklarını da, rakı ve rakı suyuyla birlikte buzdolabına koymuş olur. Bardakta rakıyla soğutulursa ölçü kaçar.
Ciddi meyhaneler bunların hepsini, bu soğuklukta bekletir. Soğutulmuş rakı ve suyu, ille de parça buz atarak soğutan meyhanecinin alnına keriz sıfatı mürekkeple yazılmalıdır.
Diyelim ki hepsi istediğimiz gibi soğuk geldi. Soğuk bardağa önce soğuk su, daha sonra soğuk rakı dökülür. Bu döküşler de, çeşme boşaltır gibi olmaz. Su da, rakı da ince iplik gibi ve çok yavaş akıtılır. Su miktarı rakı miktarından mutlaka daha az bırakılır, yoksa rakının tadı bozulmuş olur.
Gençliklerinde rakıyı sek içen yaşlılar, o günleri zevkle anarlar. Çünkü ömür boyu sek rakıya dayanılamaz.
Bardağa ya da adı kadeh ise, ona önce rakı dökülmez, önce soğuk su ardından rakı dökülür. İyi karışma böyle sağlanır.
Böylece içmeye ciddi olarak hazırlanmış kadeh, önce ağza götürülmez, burna götürülerek koklanır. Derin nefes çekilir.
Daha sonra demci arkasına yaslanarak bardağı ağzına yavaşça yaklaştırır ve önce mutlaka yarım yudum alıp hemen yutmaz... Ağzında yavaşça dolaştırıp, dişleri arasından ciğerlerine hava çeker. Amaç, mideden önce akciğerlerin de, şölenden nasibini almasını sağlamaktır.
Alınacak ikinci yudumdan sonra arkaya yaslanarak kafa hafiften yukarı kaldırılır, bütün yudum çok yavaş ve kibarca yutulur. (Burası önemli ) Yutar yutmaz da oturulan yerde, helezoni olarak yavaşça sallanılır. Bu hareketin ciddi amacı, rakının mide borusundan helezoni olarak inmesini sağlamak, yani yolunu uzatmaktır...
Çünkü Bektaşilere göre, rakının bedene en çok zevk verişi, gırtlaktan mideye inişi sırasındadır. Bu yol helezoni olarak uzamalıdır ki, demcinin zevki artsın.
Herkes bilir: Develerin boynu çok uzundur. Bu ! nedenle yolda yürüyen Bektaşi, bir deve görünce kıskanmış ve;
"Vay anam! Ne güzel içer bu yahu!" demiştir.
Rakısız kalmamanız dileğiyle....


N0.: 196  Tarih:  21.12.2009   Saat:   12:06
Kaleme alan:  Nami , Sahin

Katıldığı şehir veya ülke:  
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

Sayin Necati Abi ve Umit merhabalar,
kisi olarak elestiride bulundum, yazi konusunda ici dolu veya bos onu okuyan anlar.
Herkese selamlar.

Nami.



Git sor bakalım babasının Çanakkale'de ne işi varmış ?

Cumhuriyet'in ilânindan sonra Istanbul'da bir resepsiyon verilir.Tüm dünya ülkelerinin elçileri ve ateşeleri de davet edilir.Davet güzel bir şekilde devam etmektedir.Fakat Ingiliz ateşesi olan binbaşının bakışları Mustafa Kemal'in gözünden kaçmaz.Bütün davet boyunca kendisine dik dik bakmıştır ve bakmaya devam etmektedir.Ne olduğunu ögrenmek için yaverini gönderir.

Yaver Mustafa Kemal'e şöyle der:

-Paşam kendisine neden ters bir tavır takındığını sordum, O da bana Mustafa Kemal'in Çanakkale'de babasını öldürdügünü söyledi.

Bunun üzerine Mustafa Kemal şöyle der:
-Git sor bakalım babasının Çanakkale'de ne işi varmış?..


N0.: 197  Tarih:  20.12.2009   Saat:   23:31
Kaleme alan:  Güllü (ZARİ TORUNU) , ERBAŞ Taflan

Katıldığı şehir veya ülke:  AMASYA
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

Değerli Hemşerilerim, hepinize iyi geceler.Ebelik lisans tamamlama programına katıldım.Şu saatten sonra öğrenci olmak zormuş.Konu ile ilgisi olan varsa soru-cevap veya testlere ihtiyacım var.Yardımlarınızı bekliyorum .Şimdiden teşekkürler.Derslerim;bilgisayar,bioistatistik,ebe likte eğitim,embiryoloji ve gebelik,

N0.: 198  Tarih:  20.12.2009   Saat:   09:36
Kaleme alan:  Mustafa Tosun , ÖZDEMİR

Katıldığı şehir veya ülke:  KAYSERİ
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

Derneğimizin yöneteimine seçilen
Arslan Demir, e
Mehmet Kaya, ya
Murat Köksal'a
Nazım Köksal'a
Ramazan Budak'a
Süleyman Köksal 'a
Tural Köksal 'a

Denetim kuruluna seçilen
İsmail Köksal'a
Şaban Köksal'a
Ufuk Ünsal 'a

çalışmalarında başarılar dilerim.

Mustafa Tosun ÖZDEMİR
KAYSERİ


N0.: 199  Tarih:  19.12.2009   Saat:   22:52
Kaleme alan:  Necati , Genc

Katıldığı şehir veya ülke:  Almanya / Garipsen
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

Merhaba Arkadaslar,

Ben Hincal Uluc,u sevmem sevemedim, ama Berrin Güngör,e tesekkür ediyorum,bu yaziyi buraya aktardigi icin. Bu yaziyi kim yazmis olursa olsun yazi bos degil , yazi dolu. Kimin yazdigi önemli degil icerigi önemli, bu konuda Ümit,in yazdiklarina katiliyorum.

saygilar.

N0.: 200  Tarih:  19.12.2009   Saat:   11:16
Kaleme alan:  ümit , Köksal

Katıldığı şehir veya ülke:  Ankara
» e-Mail adresi »
Internet sitesi

Hıncal ULUÇ dan zerre kadar hazzetmem...
Ancak ; bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterirmiş... Hıncal efendi de bence doğruları yazmış...
Arkadaşlarımız bu yazıdan neden rahatsızlık duymuşlar doğrusu anlayamadım... Aydınlatırlarsa seviniriz.!?

Sayfa: |01| |02| |03| |04| |05| |06| |07| |08| |09| |10| |11| |12| |13| |14| |15|
          |16| |17| |18| |19| |20| |21| |22| |23| |24| |25| |26| |27| |28| |29| |30|
          |31| |32| |33| |34| |35| |36| |37| |38| |39| |40| |41| |42| |43| |44| |45|
          |46| |47| |48| |49| |50| |51| |52| |53| |54| |55| |56| |57| |58| |59| |60|

          |61| |62| |63| |64| |65| |66| |67| |68| |69| |70| |71| |72| |73| |74| |75|
          |76| |77| |78| |79| |80| |81| |82| |83| |84| |85| |86| |87| |88| |89| |90|
          |91| |92| |93| |94| |95| |96| |97| |98| |99| |100| |101| |102| |103| |104|
          |105| |106| |107| |108| |109| |110| |111| |112| |113| |114| |115| |116|
Toplam 3220 Kayıt var

 


 

Powered by Ali Bozdağ