|
|
N0.: 1826 Tarih: 22.09.2007
Saat: 13:08
Kaleme alan: mehmet
, demirel
Katıldığı
şehir veya ülke:
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
nebahat erbaşa allah,dan rahmet ailesine
başsağlığı dilerim
|
|
|
N0.: 1827 Tarih: 22.09.2007
Saat: 09:36
Kaleme alan: ALİ
, bozkurt
Katıldığı
şehir veya ülke: ankara
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
sinan abi ne yapıyorsun bu aralar pek fazla
görüşemiyoruz nasilsin iyimisin iyisindindir
inşallah gördüklerine bol selamlar
şafak_61 kendine iyi bak by
|
|
|
N0.: 1828 Tarih: 22.09.2007
Saat: 08:22
Kaleme alan: Tuğrul
, Çetiner
Katıldığı
şehir veya ülke: Dikili/İzmir
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
Şenol ve Ramazan Erbaş'a
başsağlığı
diler,acılarını
paylaşırım.
|
|
|
N0.: 1829 Tarih: 21.09.2007
Saat: 22:41
Kaleme alan: SİNAN
, ÖZDEMİR
Katıldığı
şehir veya ülke: ANKARA
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
Ölen köylülerimize tanrıda rahmet ailelerine
baş sağlığı dilerim
|
|
|
N0.: 1830 Tarih: 21.09.2007
Saat: 12:28
Kaleme alan: Hacı
, Ercan
Katıldığı
şehir veya ülke: Lahey
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
Erbaş ve Şahin ailelerinin
acılarını
paylaşır,kalanlara sabır temenni
ederim.
Hacı Ercan
|
|
|
N0.: 1831 Tarih: 20.09.2007
Saat: 23:56
Kaleme alan: Necati
, Genç
Katıldığı
şehir veya ülke: Hannover / Almanya
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
Nebahat Erbaşın ölümüne
üzüldük
Ramazan abinin ve tüm
yakınlarının başısağ
olsun.
|
|
|
N0.: 1832 Tarih: 20.09.2007
Saat: 19:29
Kaleme alan: tacettin
, sapmaz
Katıldığı
şehir veya ülke: kayseri
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
VEFAT EDEN KÖYLÜLERİMİZE ALLAH RAHMET
EYLESİN
ERBAŞ VE ŞAHİN
AİLELERİNiN BAŞI
SAĞOLSUN
Tacettin Sapmaz
|
|
|
N0.: 1833 Tarih: 20.09.2007
Saat: 18:45
Kaleme alan: alican
, erbaş
Katıldığı
şehir veya ülke: ankara
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
Derviş oğlu yusuf şahin 18 eylül
2007 de hakkın rahmetine
kavuşmuştur allah rahmet eylesin
yakınlarına baş
sağlığı dileriz.
|
|
|
N0.: 1834 Tarih: 20.09.2007
Saat: 18:42
Kaleme alan: alican
, erbaş
Katıldığı
şehir veya ülke: ankara
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
(zari kızı)Nebahat erbaş 20 eylül
2007 hakkın rahmetine kavuşmuştur
allah rahmat eylesin.
|
|
|
N0.: 1835 Tarih: 20.09.2007
Saat: 18:41
Kaleme alan: alican
, erbaş
Katıldığı
şehir veya ülke: ankara
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
Nebahat erbaş 20 eylül 2007 hakkın
rahmetine kavuşmuştur allah rahmat
eylesin.
|
|
|
N0.: 1836 Tarih: 20.09.2007
Saat: 17:46
Kaleme alan: Deniz
, Ercan
Katıldığı
şehir veya ülke: Lahey
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
ATATÜRK'ÜN GENÇLİĞE
HİTABESİ
Ey Türk gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk
cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa
etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin
yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en
kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi,
seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dahilî
ve haricî, bedhahların olacaktır. Bir
gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine
düşersen, vazifeye atılmak için, içinde
bulunacağın vaziyetin imkân ve
şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve
şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür
edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine
kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali
görülmemiş bir galibiyetin mümessili
olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın,
bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün
tersanelerine girilmiş, bütün orduları
dağıtılmış ve memleketin
her köşesi bilfiil işgal edilmiş
olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve
daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde,
iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ
hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu
iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini,
müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit
edebilirler. Millet,
fakr u zaruret içinde
harap ve bîtap düşmüş
olabilir.
Ey Türk istikbalinin
evlâdı! İşte, bu ahval ve
şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve
cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç
olduğun kudret, damarlarındaki asîl
kanda, mevcuttur!
Mustafa
Kemal
ATATÜRK
|
|
|
N0.: 1837 Tarih: 20.09.2007
Saat: 13:23
Kaleme alan: ŞABAN
, KÖKSAL
Katıldığı
şehir veya ülke: KIRŞEHİR
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
Ramazan-i Serif ve Oruç
Oruç ayi
olan Ramazan-i Serîf, feyizli bir hayatin
yasandigi mübârek bir mükâfât ayidir. Nâil
oldugumuz sayisiz nîmetlerin kadrini hatirlatan bu
ayda, fânî lezzetlerden vazgeçip bâkî lezzetlere
nâil olmanin sirrina, Hakk Teâlâ’nin emir
buyurdugu oruç nîmeti ile kavusulur.
Oruç, fazîleti ve aslî gâyesi dâimî bir
ibâdet suûru içinde nefs engeliyle mücâdele etmek
ve nefsi baski altinda tutarak te’sîrini asgarîye
indirebilmektir.
Oruç, hayat
mücâdelesinde zarûrî olan "sabir, irâde,
nefsî arzulardan uzaklasma" gibi hallerin
tâlimi ile ahlâkî durumumuzu kemâle erdirir. Yine
bu ibâdet, nefsin bitmez tükenmez arzularina karsi
insanin seref ve haysiyetini koruyucu bir
kalkandir.
Yine oruç; sahibini, azm ü
sebât, kanâat, hâle rizâ, metânet, sabir gibi
ahlâkî güzelliklere erdirmenin fazîleti ile
beraber mahrûmiyyet ve açlikla nîmetlerin kadrini
hatirlatir ve bu vesîle ile yoksullarin hallerini
düsündürüp onlara merhamet ve sefkat hisleriyle
yüreklerimizi hassaslastirir. Sükrân duygularini
canlandirir. Bu vasfiyla oruç, sosyal hayattaki
kin, hased, kiskançlik gibi kitleyi huzûrsuzluga
bogan menfîlikleri bertaraf etmekte en müessir bir
ilâhî emirdir.
Ashâb-i kirâmin oruca
karsi çok büyük ragbetleri vardi. Onlar, tahammülü
güç sicak günlerde dahî nâfile oruç tumaya gayret
ederlerdi. Bir kisminin, günes isiginin
yakiciligindan korunacak ölçüde elbiseleri bile
yoktu. Elleri ile günes isigindan ve sicaktan
korunmaya çalisirlardi. Bütün bunlara ragmen büyük
bir mânevî haz ve lezzet içinde nâfile de olsa
oruçlarini devam ettirirlerdi.
Sakîk-i
Belhî buyurur:
"Ibâdeti lâyikiyla
îfâ edebilmek, bir san’attir. Onun kazanç mekâni,
halvet; vâsitasi ise açliktir."
O
açlik ki, modern tipta bile diyet adiyla sihhatli
kalmanin en birinci sartidir. O açlik ki,
tahammülü en zor olan bir mahrûmiyyettir. Rivâyet
olunur ki, nefis, yaratildigi zaman çesitli iptilâ
ve mahrûmiyetlere ragmen Cenâb-i Hakk’a {REF Sen
sensin, ben benim..} deme cür’et ve cehâletinde
bulundu, ancak ve ancak açlik sebebiyle aczini
kabûl etti. Bu sebepledir ki, irâde terbiyesinde
açliga katlanabilmek kadar müessir baska bir husûs
yoktur. Irâde ise, tabiî ve nefsânî meyillere
karsi koyabilmenin temel sartlarindan
biridir.
Hazret-i Mevlânâ -kuddise
sirruh- buyurur:
"Insanin asil
gidâsi Allâh’in nûrudur. Ona asiri ten gidâsi
vermek lâyik degildir. Insanin asil gidâsi, ilâhî
ask ve ilâhî akildir."
"Insan,
asil rûhânî gidâsini unuttugu ve ten gidâsina
düstügü için huzûrsuzdur. Doymak bilmez.
Ihtirasindan yüzü sararmis, ayaklari titremekte,
kalbi telasla çarpmaktadir. Nerede yeryüzü gidâsi,
nerede sonsuzlugun
gidâsi?!."
"Allâh sehîdler
için: {REF Riziklandilar} diye buyurdu. O mânevî
gidâ için ne agiz, ne de cesed
vardir."
Hazret-i Lokmân, ogluna
söyle nasîhat ederdi:
"Miden
doyunca, fikrin uykuya dalar, hikmet susar, âzâlar
ibâdetten geri kalir."
Velîlerden
bir zât söyle derdi:
"Çesit çesit
yiyeceklerle midesini fesâda ugratan zâhidden
Allâh’a siginirim."
Âise
-radiyallâhü anhâ-:
"Melekût
kapisini açmak için gayret edin!"
demisti.
Sordular:
"–Ne
ile?"
Mü’minlerin annesi söyle cevap
verdi:
"–Açlik ve
susuzlukla!"
Sayili günlerden ibaret
olan oruç, yine sayili günlerden ibaren olan
hayatimiza incelik, derinlik ve zerâfet
kazandirir.
Çünkü tokluk, nefsânî
arzulari tahrîk ederken; açlik, -çok had safhaya
varmadikça- tefekkür ve tehassüs melekesini
güçlendirir. Bundan dolayi akil hastalarina ilk
tatbîk edilen tedâvî perhizdir.
Bununla
beraber oruç, bir ibâdet oldugundan, sirf o gâye
ile icrâ edilmelidir. Onun faydalari gâye hâline
getirilirse, oruç, ibâdet olmaktan çikar. Yâni
oruçlarimizda mide dolgunluklarini önlemek, kilo
vermek gibi gâyeler olmamalidir. Böyle oruçlarda
rizâ-yi ilâhî düsünülemez.
Bedenî
hareketlerin faydasini kasdederek veya gaflet ve
kasvet-i kalb ile kilinan namazlar bile bu
kabîldendir.
Ibâdetler, yalniz rizâ-yi
ilâhiyyeyi tahsîl gâyesi ile yapilir. Bu gâyenin
gerçeklesmesi için, kalbin seviye kazanmasi,
hamliktan kurtulup kemâle erismesi zarûrîdir.
Ramazan-i Serîfte Hazret-i Peygamber
-sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in de tavsiyelerinde
yer alan belli basli birtakim husûslara dikkat
etmek îcâb eder:
a. Kelime-i
sehâdet,
b. Istigfâr ve
zikir,
c. Cenneti tahsîl edebilmek için
bolca amel-i sâlih,
d. Cehennemden
kurtulus için harâmlardan ve kerâhetten
sakinmak,
e. Imkânlar nisbetinde çokça
hayir ve hasenatta bulunmak, kirik ve mahzûn
kalblerin duâsini almak,
f. Oruçlu bir
kimseye iftar ettirmek.
Ve
emsâli...
Ramazan-i Serîf, mü’minlere
fazîlet ve olgunluk kazandirabilecek ilâhî bir
rahmet mevsimidir. Oruçlu iken agiza bir sey
girmemege dikkat edildigi gibi agizdan çikan
kelâma da dikkat edilmelidir. Dedikodu ve
incitmeden son derece sakinmali ve orucun
fazîletini azaltmamalidir.
Allâh Rasûlü
-sallâllâhü aleyhi ve sellem-
buyurur:
"Oruç, oruçluya yakismayan
seylerle zedelenmedikçe (tutan için) bir
kalkandir."
Denildi
ki:
"(Oruçlu) onu ne ile
zedeler?"
Buyurdular:
"
;Yalan ve giybetle..." (Nesâî;
Mu’cemu’l-Evsât)
Çünkü yalan ve giybet
sahipleri, gündüzleri helâl yiyeceklerden
nefislerini mahrûm birakarak oruç tutarlar, ancak
yalan ve giybetleri sebebiyle de insan eti yiyerek
mânen harâmla iftar etmis sayilirlar. Bu sekilde
zâhiren oruçlu olup mânen giybet sebebiyle iftar
etmis olanlar hakkinda Süfyân-i Sevrî Hazretleri,
takvâ ölçülerine göre:
"Giybet
edenin orucu bozulur."
demistir.
Hazret-i Mücâhid de, ayni
hassâsiyete binâen:
"Giybet ve yalan
orucu bozar!" buyurmustur.
Yâni
giybet edip yalan söyleyerek oruçlarini mânen
sakatlayanlar, orucun asil matlûb olan bir kisim
yüksek fazîletinden tamamen mahrûm
kalirlar.
Bunun içindir ki, dünyâ
gâyeleri ile bulandirilmis, riyâ, gösteris ve
gafletle kirlenmis oruçlar ve namazlar hakkkinda
Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-
Efendimiz söyle buyururlar:
"Nice
oruç tutanlar vardir ki, kendisine orucundan kuru
bir açliktan baska bir sey kalmaz! Geceleri nice
namaz (terâvih ve teheccüd) kilanlar olur ki,
namazlarindan kendilerine kalan yalniz
uykusuzluktur." (Taberânî)
Namazlar,
bilhassa gece namazi olan terâvih ve teheccüdler,
kalbe huzûr saglamalidir. Bu mübârek ayda
namazlara daha da itinâ etmeli, Kur’ân-i Kerîm’i
husû ile okumali, zikirle rûhumuzu inceltmeli,
zekât ve sadakalar ile de, vicdan huzûruna
kavusmaliyiz. Kur’ân-i Kerîm Ramazan ayinda dünyâ
semâsina indirildigi için bu mübârek ayda Kur’ân
terbiyesine girmeli, o istikâmette ibâdetler
degerlendirilmelidir.
Kur’ân-i Kerîm,
asil kalble okunur. Gözün vazîfesi, kalbe gözlük
olabilmektir.
Ramazan-i Serîf’in diger
bir kiymeti de mü’minlere feyz ü bereket dolu bir
Kur’ân hayati yasatmasi bakimindan mütâlaa
olunmalidir.
Ramazan-i Serîf, oruç ve
Kur’ân arasinda ince bir râbita ve derin bir
yakinlik vardir. Hayat ve ölüm ögütlerini,
Kur’ân-i Kerîm’den baska hangi salâhiyetli
kürsüden dinlemek mümkündür?
Hazret-i
Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve
sellem-:
"Oruçla Kur’ân, kiyâmet
gününde kula sefâat edecektir. Oruç, sabrin
yarisidir." buyurmuslardir.
Orucun
ecri Cenâb-i Hakk katinda mahfûzdur. Hadîs-i
kudsîde buyurulur:
"Âdemoglunun her
amel ve hareketi kendisine âiddir. Oruç ise böyle
degil! Çünkü o, benim içindir. (Çünkü ben yemem,
içmem ve bütün beserî sifatlardan münezzehim.)
Dolayisiyla ben, onun mükâfâtini (husûsî bir
sekilde) bol bol verecegim."
Bu
hadîs-i kudsînin ardindan Rasûlullâh -sallâllâhü
aleyhi ve sellem-, söyle
buyurdular:
"Oruçlunun sevinecegi
iki ferâhlik vardir:
1. Iftâr ettigi
zaman (Cenâb-i Hakk’in nîmetlerine kavustugu için)
sevinir.
2. Rabbine kavustugunda da orucu
berekâtiyla nâil oldugu yüksek derece için
sevinir." (Buhârî)
Görüldügü üzere
Cenâb-i Hakk, oruca olan ragbeti beyânin yaninda
ona verecegi mükâfat ve karsiligi, beserin oruca
olan ragbetini te’mîn zimninda sakli tutmustur.
Tipki bir müsâbakada câzibeyi artirmak için sakli
tutulan çok büyük bir mükâfat
gibi...
Oruç, nîmetlerin kadrini
bildiren, sükrân hisleri uyandiran, yoksullarin,
çâresizlerin hâlinden anlama suûru veren, nefsânî
arzu ve temâyülleri bertaraf eden, maddenin
esâretinden kurtarip "sabir" denilen en
yüksek ahlâkî bir meziyyete eristiren bir
ibâdettir.
Ramazan-i Serîf orucu, terâvih
namazi, sahur ve seher uyanikligi bakimindan çok
mühimdir. Hadîs-i serîfde
buyurulur:
"Allâh -celle celâlühû-,
size Ramazan-i Serîf orucunu farz kilmistir. Ben
de gece namazini, terâvihi sünnet kildim. Eger bir
kimse îmânli bir yürekle ve sevabina ermek emeli
ile Ramazan-i Serîf orucunu tutar, terâvih
namazini kilarsa, anadan dogdugu gibi
günâhlarindan kurtulur."
Hâli ile
oruç ve namazin îfâsinin kabûlünde kalbin seviye
kazanmasi, yâni "husû" sarttir.
Namazlar, sür’atli kilinarak bir hazim vâsitasi
olmamalidir.
Ramazan-i Serîf’in
hakîkatine erebilmek için o mevsime mahsûs olan
gufrân yagmurlarindan istifâde zarûrîdir. Zîrâ
tasa veya denize yagan nisan yagmurunun hiçbir
fâidesi yoktur. Ancak takvâ nes’esiyle bu sükrân
ve gufrân faslinin tadini
çikarabiliriz.
Allâh Rasûlü -sallâllâhü
aleyhi ve sellem- buyurur:
"Ramazan
ayi girdigi zaman cennet kapilari açilir; cehennem
kapilari kilitlenir; seytanlar zincire
vurulur." (Buhârî, Müslim)
Yâni
beserî suçlar ve günâhlar, gerçek oruç tutanlarda
en asgarî bir seviyeye iner. Seytanin serri de
biter. Ancak nefsin serrine dikkatli olmak
gerekir...
Hadîs-i serîfte
buyurulur:
"Cennet seneden seneye
Ramazan için süslenerek söyle
der:
{Allâh’im! Bizim için bu ayda
kullarindan bizde kalacak insanlar
kil!..}......" (Taberânî)
Yine
Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-
buyurur:
"Oruç tutunuz ki, sihhat
bulunuz!" (Taberânî)
"Iftari
acele ediniz; sahûru
geciktiriniz!.."
Oruçlarimizi
sakatlayacak ihmâllerden kaçinmak îcâb eder.
Öfkeden siddetle uzaklasmalidir.
Hadîs-i
serîfde buyurulur:
"Oruç, sadece
yemek, içmek vesaireden kesilmek degildir. Kâmil
ve sevabli oruç, ancak faydasiz laftan, bos vakit
geçirmekten, kötü söylemekten (dedikodudan) ve
nefs-i emmârenin bütün temâyüllerinden
vazgeçmektir. Sâyet biri sana söver, yahut sana
karsi câhilce herhangi bir harekette bulunursa,
kendi kendine: {_F deüphesiz ki ben oruçluyum!}
de; sabret!" (Hakim , Beyhakî)
Zîrâ
Ramazan-i Serîf’in bir adi da {_F
feehru’s-sabir}dir.
Sabir, güzel ahlâkin
agirlik merkezidir. Îmânin yarisi, ferah ve
seâdetin anahtaridir. Cennet nîmetlerine
kavusturan büyük bir nîmettir.
Dîn ve
ahlâkda sabir, hosa gitmeyen ve izdirap veren
hâdiseler karsisinda muvâzeneyi bozmadan sükûnete
bürünmek, Hakk’a teslîm olmakdir.
Enbiyâ
ve evliyâ, sabirla Allâh’in yardimina nâil
oldular. Onlar bizim yüksek örneklerimiz
olmalidir.
Sabrin dünyevî tarafi aci,
âhiret tarafi çok parlaktir. Sabrin acilarini
sîneye çekenler, ebediyyet devleti olan cennete ve
Allâh’in rizâsina kavusurlar.
Her
hâlukârda Allâh’in emir ve yasaklarindaki nîmet,
hikmet ve ilâhî mükâfâtlari düsünmek, sabri
kolaylastirir.
Sabrin ilk sarti da,
hâdise ile ilk karsilasma zamaninda olmasidir.
Tavi geçmis bir sabrin, fazla bir mükâfâti yoktur.
"Sabûr" ism-i serîfinin en
güzel tecellî merkezi peygamberler ve
evliyâullâhdir. Nitekim onlardan bizlere intikâl
eden en güzel ahlâk-i seniyyeden biri olarak
varlik ve darlik zamanlarinda sabir, çok
mühimdir.
***
Oruçlarimizi Allâh
-celle celâlühû- beraberliginde tutmamiz için
"sahur, terâvih, zikir, Kur’ân ve duâ"
gibi mânevî istinadlardan lezzet almak îcâb
eder.
Iftar zamani da, duâlarin kabûl
oldugu ince bir vuslat demidir. Bunun içindir ki,
bu heyecanli anlarin birlikte yasanmasi da ayrica
bir rahmet ve huzûr kaynagidir. Hazret-i Peygamber
-sallâllâhü aleyhi ve sellem-
buyururlar:
"Kim bir oruçluya iftar
verirse, oruçlunun ecri gibi -oruçlunun sevabindan
hiçbir sey eksilmeden- ecir alir."
(Tirmizî)
Bu müjdeyi duyan ashâb-i
kirâmin fakîrleri, Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi
ve sellem-’e gelerek kendilerinin zenginler gibi
oruçluyu doyuracak derecede iftâr yemegi vermeye
güçlerinin yetmedigini hüzünle arzettiklerinde de
Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, söyle
buyurdular:
"Kim bir oruçluyu bir
hurma ile iftâr ettirirse veya bir içecek su ile
veya tadimlik bir süt ile iftâr ettirirse, Allâh
Teâlâ, ona ayni sevabi
verir."
***
Nâfile
oruçlarda ayri bir hassasiyet vardir. Zîrâ has
kullarin amelinin esasi sidktir. Bu da, niyyetin
hâlisiyyeti ve nefsin tezkiyesi nisbetindedir.
Bu husûsda gerek nâfile oruç tutmak,
gerek oruçsuzluk, gerek oruç tutmayanlarin israri
ile nâfile orucu bozmak, gerekse bozmamak seklinde
saglam bir niyete bagli olan her amel efdaldir.û
Saîd -radiyallâhü anh- anlatir:
"Ben
Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem- ve ashâbi
için bir yemek hazirlamistim. Yemegi kendilerine
takdîm edince, aralarindan bir kimse çikip {REF
Ben oruçluyum!} dedi. Bunun üzerine Allâh Rasûlü
-sallâllâhü aleyhi ve
sellem-:
"–Kardesiniz sizi çagirdi
ve sizin için hazirlik yapti. Simdi sen {REF
oruçluyum} diyorsun. Orucunu boz ve onu bir baska
gün kazâ et!» buyurdu." (Tirmizî, Ebû
Dâvûd)
Orucu bozmamakla alâkali rivâyet
ise söyledir:
"Rasûlullâh
-sallâllâhü aleyhi ve sellem- ve ashâbi, Bilâl
-radiyallâhü anh-’in oruçlu oldugu bir mecliste
yediler ve içtiler. Hazret-i Peygamber -sallâllâhü
aleyhi ve sellem-:
{ Biz rizkimizi
yiyoruz.. Bilâl’in rizki ise cennettedir.}
buyurdular." (Ibn-i Mâce)
Bu hadîs-i
serîfler gösteriyor ki, niyet ve kalbin durumuna
göre nâfile orucu îcâb ettiginde bozup bozmamak
husûsunda her iki davranis da
câizdir.
Amellerin degerlendirilmesi
Allâh’a âiddir. Ömrün hayirlisi, O’nun yaninda
geçen ve O’nun ugrunda harcanandir. Insan, mezara
indirilirken fânî hayatin ancak hâtiralari ile
gömülecektir. Mezarlar, amel-i sâlihden baska
hiçbir seyin giremedigi
mekânlardir.
Allâh rizâsina uygun
düsmeyen bir hayat, çöllerdeki seraplara benzer.
Hakîkatten nasîbsiz hayâlden
ibârettir.
Hadîs-i
serîfde:
"Mü’min öldügü zaman,
namazi bas ucunda, sadakasi saginda, oruç gögsünde
bulunur." buyurulmasi, bunun en güzel bir
delîlidir.
Allâh’in sonsuz kereminden
umulur ki, Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi
ve sellem-’in buyruklari sebebiyle bizlerin
mübârek Ramazan ayinin biraz daha fazla kiymetini
bilmemize, ona daha fazla deger verip daha fazla
sevap islememize ve daha az günâha girmemize sebep
olur.
Hadîs-i serîfde
buyurulur:
"Eger insanlar, Ramazan-i
Serîf’in ne oldugunu lâyikiyla bilselerdi, senenin
tamaminin Ramazan olmasini arzu
ederlerdi."
Günlerimiz mübârek,
Ramazan-i Serîf’imiz makbûl
olsun!..
Istikbâl
mü’minlerindir...
Kaynak:
Gönül Bahçesinden: Osman Nuri TOPBAS
|
|
|
N0.: 1838 Tarih: 20.09.2007
Saat: 08:37
Kaleme alan: Tuğrul
, Çetiner
Katıldığı
şehir veya ülke: Dikili/İzmir
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
Bu gün 20 Eylül 2007,bundan tam 22 yıl önce
bu gün,yani 20 Eylül 1985 tarihinde Türkiyenin çok
değirli Opera sanakçısı,halk
ozanı,yüreği insan sevgisiyle dolu,Pir
sultan abdal şiirlerini yeniden gün yüzüne
çıkaran büyük üstat Ruhi Su'nun ölüm
yıldönümü.
Bu üstat neden öldü
biliyormusunuz,testis kanserinin yanı
sıra,Türkiyede tedavisi mümkün
olmadığı için,Doktorların
mutlaka yurt dışında tedavi
olması gerekli raporu vermesine
rağmen,pasaport çıkarmasını
engelleyerek adeta ölüm fermanınını
imzaladılar.
Ruhi Su'yu saygı ve
özlemle anarken.O'na pasaport verilmesi engelleyen
12 Eylül Cuntasını
kınıyorum.
Bir sergiye
geldi bahar.
Ne don vurur,ne meyva
verir.
öylece bir çiçek düşlemesi?
Ne
güzel bir oyun değilmi canım.
Taşlara bakan gözün.çiçeği
görmesi.
Benim memleketimde bu
gün,
Kırkbin,elibin liradır,
Resmin metrekaresi.
Ve dillere destan
dır canım,
Turan Erol'un
beyazı.Bodrum'un mavisi.
Benim
memleketimde bu gün,
Kırkbin,elibin
liradır,
Bir Zeki Müren Dinletisi.
Ve
elbette güzeldir canım,
Emeğin
değerlendirilmesi.
Ama benim
memleketimde bu gün,
İnsan kanı su
dan ucuz!
Oysa en güzel emek insanın
kendisi.
Kolaymı kan uykularda
kalkıp ,
Ninniler
söylemesi.
Belki bu yüzden
yazık!
Asılmış gibi durur,
Asılmış gibi
kederinden.
Çalgılarda
müzik,
Duvarlarda resim.
Tuğrul Çetiner
|
|
|
N0.: 1839 Tarih: 19.09.2007
Saat: 21:31
Kaleme alan: Ali
, Bozdağ
Katıldığı
şehir veya ülke:
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
Ne zaman efkarlansam
ne zaman kendimi
anlatamasam
ve nezaman anlamamak için
direnildiğini hissetsem bu şiir gelir
aklama ve haykırırım bu şiiri
duvara.
.................................
...........
Varamaz elim
Ayvasina,
narına can dayanamazken,
Kırar
boynumu yürürum.
Kurdun, kuşun bilecegi
hal degil,
Sormayın
hiç
Laaaaal...
Kara ferman çıkadursun
yollara,
Yarin bahcesi tarumar,
Kan eder
perçem
Olancası bir tutam
can,
Kadasına, belasına
sunduğum,
Ben öleydim loooy...
Elim
boş,
Ayağım pusu.
Bir ben
bileceğim oysa
Ne afat sevdim.
Bir de
ağzı var dili yok
Diyarbekir
Kalesi...
Açar,
Kan
kırmızı yediverenler
Ve kar
yağar bir yandan,
Savrulur
Karacadağ,
Savrulur zozan...
Bak,
bıyığım buz
tuttu,
üşüyorum da
Zemheri de
uzadıkca uzadı,
Seni,
baharmışın gibi
düşünüyorum,
Seni, Diyarbekir
gibi,
Nelere, nelere baskın gelmez
ki
Seni düşünmenin
tadı...
Hamravat suyu
dondu,
Diclede dört parmak buz,
Biz
kuyudan işliyoruz kaba -
kacağa,
Çayı kardan
demliyoruz.
Anam sır gibi saklar
siyatiğini,
<<Yel>> der,
<<Baharin gecer>>.
Bacım,
ikicanlı, agır,
Güzel
kızdır, bilirsin.
İlki bu, bir
yandan saklır utanır
Ve bir yandan
korkar
Ölürüm deyi.
|
|
|
N0.: 1840 Tarih: 19.09.2007
Saat: 19:33
Kaleme alan: M
, demirel
Katıldığı
şehir veya ülke:
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
ali bey ve hacı abi tüm siyasi içerikli
mesajları silerseniz.bu meseleler forumda
tartışılır ve kimse demez
dalakçı sitesi şuna yakın buna
yakın.birde nami şahin nedemek istiyor
katil zanlısı
oruçluymuş.niyetliymiş,bu nekadar saçma
bir yaklaşım. ne yani bütün oruçlular
adammı doğruyor. silin hepsini silin
saygılar.
|
|
|
N0.: 1841 Tarih: 19.09.2007
Saat: 19:10
Kaleme alan: Ali
, Bozdağ
Katıldığı
şehir veya ülke:
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
Değerli Arkadaşlar,
Bilirsiniz
ki Sayfa yöneticiliğinden kaynaklanan
sebeplerden dolayı tartışmalara
katılmam. Görüşümü belirttiğimde
sanki aynı fikre yakın olanları
kayırıyorum gibi bir izlenim
olmasın diye özen gösteririm. Şu andaki
tartışmalara ise yelimi yenemediğim
için katılıyorum.
Bu sayfalarda
hangi yazılar silinir bu konuda çok defa
yazdım. Bir daha yazmaya gerek
yok.
Hem silinen yazı
sanıldığı bibi bizim köylü
birisinin yazısı da değil. Bu
yazı belirli bölümleri kesilmiş bir
şiir (şiir de bizim köylü birisinin
değil) eklenmiş, yani kişinin kendi
görüşü değil sadece hemfikir olduğu
bir başkasının görüşü. Bunu
siyasi veya siyasi/dini bir çerçeve
taşıdığında propagandaya
girer. Dalakçının web sitesinde
propagandaya yer yok. Olay bu ve sadece bu
kadar.
Siyaseti ya anlamakta
zorlanıyoruz ya da işimize
gelmediği için öyle yorumluyoruz.
Örneğin bizim köyün yolu asfaltlansın
demek bir görüştür. Aynı cümleyi buraya
yazmak siyasete girer. Aynı cümleyi haydin
arkadaşlar diye
sloganlaştırırsan eyleme girer.
Birinci örnekteki gibi kullanım
dışında bir kullanım söz
konusu olduğunda ‘bizim köyün yolu
asfaltlansın’ kelimesi
silinir.
Kaldı ki Dinimizin bu
sayfalarda tartışılması çok
güzel bir ortam değil.
Yahu soruyorum
Dini tartışmaya niçin gerek duyulur. Ve
açıkça söylüyorum benim
inandıklarımın bir
başkası tarafından
tartışılmasını, Benim
doğrularımın soru işaretine
döndürülmesini istemiyorum.
Herhangi bir
dalkavuk bir kitap yazmış, bu kitaptan
bir bölüm buraya aktarıldı diye
Kuran’ı mı
tartışacağız.
Yapmay&
#305;n arkadaşlar
Yok mu? Ramazan
la ilgili yaşadığınız
güzel anılar bunları yazın. Beraber
Gülelim beraber ağlayalım. Kim bilmem
birisinin, bilmem ne gazetesinde
yazdığından bize ne.
Bu
sayfa herkes katılıyor dinlisi de
dinsizi de.
Beni rahatsız eden
başka sorular var.
Dalakçılı
iki kardeş birer kitap
yayınladılar, bir Allahın kulu da
yahu şu şiiri güzel niye
yayınlamadın diye
sormadı.
Dalakçılı Doktorlar bu
sayfaya uğruyorlar, bir Allahın kulu da
yahu şu hastalığa karşı
nasıl önlem alınır veya tedavide
nasıl bir yöntem izlenmelidir diye
sormadı.
Dalakçılı diplomatlar
uğrar bu sayfaya, bir Allahın kulu da
yahu bu veya şu belge hakkında bilgi
istemedi.
Örnekler
uzatılabilir.
Yazık
Hem de çok
yazık.
Ali Bozdağ
Not:
Bu yazı Dalakçı sayfasının
resmi görüşü değildir. Dalakçı web
sitesini bağlamaz
|
|
|
N0.: 1842 Tarih: 19.09.2007
Saat: 18:01
Kaleme alan: Hacı
, Ercan
Katıldığı
şehir veya ülke: Lahey
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
Merhaba millet
Kaç keredir bu sayfada
yazılıp çiziliyor;
Kardeşim
din konusunu başka sayfaya yazalım
diye.
Değerli dostlar din
DOGMA'dır(NAS)bunun
tartışılacak bir tarafı
yok.Olduğu gibi kabullenmeniz ya da
olduğu gibi reddetmeniz gerekir.Yani bilimsel
bir yanı yok ki değişken olsun ya
da tartışılabilsin.Din üzerine
söylenecek başka şey var
mı?
Bu sayfaya dini konuları
aktarmak ne zamandan beri farklılık
sayılıyor bilmem. Din
kitaplarının içinde yazan kelimelerin
dışında hiç bir şeyi ekleyemez
ve çıkaramazsınız.
Sevgili
Mehmet,arkadaşınızın güzel
bulduğu şeyleri paylaşmak gibi bir
düşüncesi var ise onun yeri burası
değil.Sonra güzel bulunacak mesele bitti
mi?Başka konu yok mu?Her seferinde bu sayfaya
aynı
girişim...
Yaşanılan korku
ve vehim yok. İlim ve bilime inanan
insanların hiç bir şeyden
korkmuyacağını
bilmelisiniz.
Din inanan ile
inandığı şey arasındaki
bir olgudur.Bu meseleyi her şeye
karıştırmak bence uygun
düşmüyor...
Eğer din konusunu
tartışmak gibi bir niyetiniz var ise
buyurun FORUM sayfasına bu meseleyi enine
boyuna işleyelim.
Bu sayfaya, din
alimi edasıyla F.G'nin düşüncelerini
aktarmak uygun mu? Tarikatta hilafette bitti
yok...Tekke ve zaviyeler kapanalı yıllar
oldu.
Kimseyi küçük görmek gibi bir
düşünceye rastlamadım bu da nereden
çıktı? O mesele sizin
arkadaşınızın hatasından
kaynaklandı gözüm.
Dini
konuları buraya aktarırsak inanmayan
kişiye hak doğmaz
mı?Karşı düşünce ifade
edildiğinde inanan kişiler rencide olmaz
mı?
Olmaz öyle şey, bu işi
başka şekilde
halledelim...
Ne yazacaktım ne
yazdım hayret.
Sevgili MURAT KÖKSAL
bugün köy sandığına havale
çıkardım karınca kararınca.
Elinize geçince bildirirseniz
sevinirim.
Bu vesileyle her duyarlı,
imkanı olan Dalakçılı'yı bir
şekilde köyün faliyetlerine
yardımcı olmaya
çağırıyorum...
Değerl
i dostlar bırakalım bu kavgayı.
İnananın işine karışan
zaten yok. İsterse bütün yıl oruç tutsun
isterse, günde yirmi vakit namaz kılsın.
Yalnız bu işe inancını
karıştırmasınlar.
Her
kese sevgiler
Hacı Ercan
|
|
|
N0.: 1843 Tarih: 19.09.2007
Saat: 17:29
Kaleme alan: M
, demirel
Katıldığı
şehir veya ülke:
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
tuğrul enişteciğim saygı ve
sevgilerimi sunarım ramazanın
hayırlı olsun.sende biliyorsunki bu
siteyi bizler sadece haber maksatlı
kullanmadık kullanmıyoruz.farklı
düşünenleri siteden kovmak yerine abilerimiz
doğru bildikleri hakikatleri güzelce
anlatsalar keşke.biliyorsun seni asla
kırmak istemem görüşmek üzere.
|
|
|
N0.: 1844 Tarih: 19.09.2007
Saat: 16:41
Kaleme alan: Sadi
, Erbas
Katıldığı
şehir veya ülke:
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
Selamlar...
Halenmi Siyaset :=))))
Birakin Siyaseti PARLAMENTO dakiler
yapsin...
Din konusuna gelince Özgür ülkede
yasiyoruz kimsenin Bana ona buna suna Karismaya
hakki yoktur olamazda:=)))
Ormana nasil
Bagirirsan Orman sana aynisini geri Cevap verir
diye bir Söz vardir.. Kimseninde Gelip buraya
ahkam kesmesine gerek yok.. Gecenki yazimda
belirttigim gibi Bu site tarafsiz oldugunu
herzaman gösterdi. Bu konudada Gösterecektir !!
Kisilerin istegine göre Hergün resim eklenip
cikarilmaz..! Burasi Profesyonel bir SITE degil
vakti oldugunca ugrayip siteye CEKI DÜZEN veren
bir abimiz, kardesimiz, dayimiz, amcamiz
tarafindan finanse edilip vakitini harcadigi BIR
SAYFA..
Yine belirtmekte fayda vardir bu
sitenin FORUM sayfasida vardir bu tip tartismalari
Din Dil Irk Siyaset Ticaret isleri orda görülsede
ben yine herkese selam diyebilsem kimseninde kalbi
Kirilmasa.... Ne dersiniz..???
Siteye girerken
SAG ayakla önce giris yapin, cikarkende SoL
ayaginizi kullanin..Tesekkür ederiz.
:=)))
Saygilar Benden herkese..
|
|
|
N0.: 1845 Tarih: 19.09.2007
Saat: 14:26
Kaleme alan: Tuğrul
, Çetiner
Katıldığı
şehir veya ülke: Dikili/İzmir
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
Sevgili Mehmet,ben hiç kimseyi
aşağılamadım,dar gelirli olmak
hiçde ayıp değil,bende dar gelirli bir
ailenin çocuğuyum ve hala dar gelir bir
insanım.
Benim kastım,Tüm
Dalakçılılar olarak Dalakçı
değerlerine sahip
çıkalım,değerlerimiz
başkalarının elinde çar çur
olmasın,gençlerimiz heba olmasın.Vatana
Millete faydalı birer insan olarak
yetişmesini temenni
ediyorum.
Coşkun'u ben sokakta görsem
tanımam,benim tepkim O'na değil O ve
o'nun gibi düşünenlerin zihniyetine,O'nun
zihniyeti bana hizbullahı,domuz
bağıyla bağlanan insanları
hatırlatıyor.
Kendi halinde
ibadetini yapana kimse bir şey demezki,demeye
hakkı da yoktur.İster Kiliseye, ister
Havraya isterye sinagoka
gitsin.
Kalkıpta, sadece
Dalaçılıların birbirlerinden haber
almak amacıya kurulmuş bir siteye dil
uzatarak,Şeffaf olun;efendim AKP nin son
seçimlerde iktidar olmasını
kastederek,siz siyasette kaybettiğiniz için
ne yapacağınızı,nereye
saldıracağınızı
bilemiyorsunuz diyebilecek kadar
kabalaşmaktadır.
Böye kaba
konuşan birine yinede kabalaşmadan cevap
veriliyor.
Yinede herşey gönlünce
olsun,
|
|
|
N0.: 1846 Tarih: 19.09.2007
Saat: 12:13
Kaleme alan: M
, demirel
Katıldığı
şehir veya ülke:
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
coşkun çetin,e gösterilen tepkilere tek
kelimeyle pes diyorum.sevgili eniştem
işi şeriyata kadar
götürmüş.arkadaşın tek suçu güzel
bulduğu eylemleri
paylaşmak.hassasiyetlerini anlatmak.her
seferinde kovargibi ifadaler
kullanılıyor (gibisi fazla)iş
dahada ileri götürüldü inançları sevgi ve
ilgi eksikliğine dar gelirli olmasına
bağlanıyor.bir sitemiz var diye kimseyi
katagorize etmeye,küçük görmeye hakkınız
yok yaşadığınız korku ve
vehimler pırıl pırıl
insanları düşmanmış gibi
gösteriyor.görünen o ki farklılıklar bu
sitede hayal.
|
|
|
N0.: 1847 Tarih: 19.09.2007
Saat: 11:32
Kaleme alan: Tuğrul
, Çetiner
Katıldığı
şehir veya ülke: Dikili/İzmir
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
Köyümüzde Abbas'ın Hacı'nın
Oğlu Hacımehmet,çocukken bir gün
altını ıslatır,babası bu
olaya çok sinirlenir ve oğluna hem dayak atar
hemde sorar,oğlum yatağa niye
işedin diye.Hacımehmet'te hem ağlar
hemde babasına cevap verir:sanane
yatağım değilmi sı...ım
bile diye.
Bu Hacımehmet,Hani şu
bizim köyün sitesinde ramazan ayında
değişiklik isteyen arkadaş:Zaman
Gazetesi elemanı Sayın:coşkun
Çetin'in babasıdır.Babasının
çocukken söylemini O şimdi eyleme
dönüştürmek istiyor galiba! Bu söylemler bana
başka bir söylemi
hatırlatıyor.Osmanlılar döneminde
Sivas Valiliği yapmış Halil Rifat
Paşa,gidemediğin yer senin
değildir.O nedenledir ki bu söylemlerle
karşılaşıyoruz,belki daha
fazlasını da isteyecekler.Bu
insanlarımıza bizler sahip
çıkamadık,ilgilenemedik,babası dar
gelirli olan birçok insanın çocuğu da
aynı durumda,sen ilgilenemediğin zaman
birileri çıkıp ilgileniyor,kendi
istediği gibi insanlar yetiştiriyor ve o
insanlar da senden
uzaklaşarak,karşına bu söylemlerle
çıkıyor.Yarın öbür gün bu söylemler
eyleme dönüşecek ve daha çok istekleri
olacaktır.Bugun Anayasayı
değiştiriyorlar yarın hilafet
öbürgün şeriat derlerse hiç
şaşmam.
Saygıları
;mla,
Tuğrul
Çetiner
|
|
|
N0.: 1848 Tarih: 19.09.2007
Saat: 10:46
Kaleme alan: onur
, köksal
Katıldığı
şehir veya ülke: konya
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
bütün dalakçılı hemşehrilerimin
ramazan-ı şerifini tebrik ediyorum.
dalakçılı olupta konya selçuk
üniversitesini kazanan hemşehrilerimiz var
ise yardı..onurmcı olmak
isterim.
onur KÖKSAL
SELÇUK
ÜNİVERSİTESİ
ÖĞRETİM
GÖREVLİSİ
|
|
|
N0.: 1849 Tarih: 19.09.2007
Saat: 10:04
Kaleme alan: Hacı
, Ercan
Katıldığı
şehir veya ülke: Lahey
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
Fıkra :
Softa, namazını
bitirmiş, selam verirken, komşusu olan
ve onu yaptığı kötülüklerden iyi
tanıyan, Bektaşi yanına iyice
sokulup, "Aleykümselam" demiş.
Softanın canı fena halde
sıkılmış;
-Be adam!
Sen de nereden çıktın?
Namazımı berbat ettin.
-Selam
verdin, ben de aldım.
-Yahu ben
sana değil, meleklere selam verdim.
-Erenler, ben de meleğim.
-Ulan defol git şuradan!...Senden
melek mi olur?
-Kızma
birader!...Senin gibi Müslümanın benim gibi
meleği olur...
_____________________________________________
_____
Fıkra :
Bektaşiyi
topluluk içinde küçük düşürmek için. Oldukça
zengin birisi:
"Bektaşi
Efendi, borcunuz var mı?" diye sordu.
"Evet, bakkala biraz borcum
var."
"Canım onu
sormuyorum. Namaz borcun var mı?"
Bektaşi kızdı:
"Namaz borcunu bana Tanrı
sorabilir. Size düşen bakkal borcunu
sormaktır!"
|
|
|
N0.: 1850 Tarih: 17.09.2007
Saat: 21:37
Kaleme alan: Sadi
, Erbas
Katıldığı
şehir veya ülke:
» e-Mail adresi »
Internet sitesi
Kayda Deger birsey yok......!
Birisi
prim yapmaya calisiyor vatandaslarda LAF
yetistiriyor.. Borsadaki Degerini bosyere
yükseltmeye gerek yok Birakin Tavan Yapmasin Ucuz
senet ucuz kapatsin gününü
:))))))
Kimseyi Kafasina SILAH dayayip
bu siteye sokmadik Davet etmedik:))) Ramazan
olmasi illaki sitede degisikliklere sebep gerek
olacaksa biz hergün Sitenin Görüntüsünü
Degistirmek Zorundayiz:))) `` Kirsehirin Düsmandan
Kurtulus Yildönümü `` hadiiii Siteye Resim ekle...
Anneler Günü.. Babalar Günü.. Yilbasi.. Kurban
..Ramazan.. Saban.. Mirac.. Regaip.. 30 Agustos..
19 Mayis.. 23 Nisan.. Mucura Atatürkün Gelisi ..
Polis Teskilatini Anma Günü.. Ögretmenler Günü..
Hemsireler Haftasi... Kapicilar Gecesi.. Daha
Ekleyeyimi...!!!! Bu Degisikligi yapacak ADAMIN
hic vakti varmi diye düsünen yok
eminim:))))
Adi Üzerinde Esime Dostuma SELAM
GÖNDERMEK ISTIYORUM sayfasi:=))) Bende Aleyküme
Selam dedim herkese umarim anlasilmistir..
Haaa Sahiden unutmadan Birsey daha
yazayim.. www.dalakci.net in birde FORUM sayfasi
var..!! Ne dersiniz Tartismanizi orda Devam
ettirseniz.. Bu sekilde SITEMIZ de amacina
ulasmis olur..
Begenmeyen Dinlemesin
diyede Bir Grup vardi sanirim:)))) Bende onu
degistirecegim.. Begenmeyen Gelmez olur
biter.....!!
Saygilar Sevgiler Benden
Sizlere...
|
|
|